DÜNYA SOSYETESİNE GİREN TÜRK KADINI: OLCAY GÜLŞEN: HOLLANDA’DAN CÔTE D’AZUR’UN TARİHÎ SARAY OTELİNE UZANAN SIRA DIŞI BİR HAYAT... | MERSİN MOZAİK

DÜNYA SOSYETESİNE GİREN TÜRK KADINI: OLCAY GÜLŞEN: HOLLANDA’DAN CÔTE D’AZUR’UN TARİHÎ SARAY OTELİNE UZANAN SIRA DIŞI BİR HAYAT...

DÜNYA SOSYETESİNE GİREN TÜRK KADINI: OLCAY GÜLŞEN: HOLLANDA’DAN CÔTE D’AZUR’UN TARİHÎ SARAY OTELİNE UZANAN SIRA DIŞI BİR HAYAT... mersinmozaik.com

Hollanda’da bir işçi ailesinin kızı olarak hayata başlayan Olcay Gülşen, moda, televizyon, güzellik ve toplumsal mücadele alanlarında kurduğu görünürlükle bugün dünya sosyetesinin buluştuğu Côte d’Azur sahnesine çıkıyor. Olcay Gülşen, 17 Eylül 2026’da müzik dünyasının güçlü girişimcilerinden Eelko van Kooten ile evlenecek. Düğün, uluslararası şöhretlerin yıllardır mahremiyet aradığı Hôtel du Cap-Eden-Roc’ta yapılacak. Düğünde basın olmayacak, yaklaşık yüz davetli üç gün boyunca ağırlanacak. Olcay’ın ise biri “Sisi ve Cinderella” havasında olmak üzere üç ayrı gelinlik giyeceği konuşuluyor. Ancak madalyonun bir de ters tarafı var: Zorlu çocukluk, SuperTrash’in yükselişi ve iflası, eski kaynana ile 100 bin euroluk dava ve bütün bunların ardından yeniden ayağa kalkış…


İlhan KARAÇAY

 

Değerli Okurlarım,

Hollanda’nın en çok okunan gazetelerinden De Telegraaf’ın magazin eki Privé’de bu sabah karşıma çıkan haber, yalnızca görkemli bir düğünü anlatmıyordu. Haber, Hollanda’da yetişen Türkiye kökenli bir kadının, dünyanın en seçkin çevrelerinin buluştuğu Côte d’Azur’da kuracağı yeni hayatın da ilanı gibiydi.

Olcay Gülşen, kimi zaman cesur çıkışlarıyla, kimi zaman iş hayatındaki başarılarıyla, kimi zaman da yaşadığı sert tartışmalarla Hollanda kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim.
Şimdi O, 17 Eylül 2026’da Eelko van Kooten ile evlenmeye hazırlanıyor. Bu düğün sıradan bir nikâh töreni olmayacak. Fransız Rivierası’nın tarihî ihtişamı, Hollanda’nın iş, müzik, moda ve televizyon çevreleriyle aynı çatı altında buluşacak.

DÜĞÜNÜN PAROLASI: “BÜYÜK YAP YA DA HİÇ YAPMA”

 

Olcay Gülşen ile Eelko van Kooten, Eylül 2026’da Côte d’Azur’da evlenmeye hazırlanıyor.

Olcay Gülşen yıllarca evlilik düşüncesine mesafeli durmuştu. Fakat Eelko van Kooten ile kurduğu ilişki bu fikrini değiştirdi. Ağustos 2024’ten beri birlikte olan çift, birbirlerini aslında yaklaşık on iki yıldır tanıyordu. Yıllar önce birkaç kez görüşmüş, fakat hayatlarının o döneminde ayrı yönlere gitmişlerdi. İkisi de yeniden bekâr olduğunda başlayan yeni buluşma, Olcay’ın ifadesiyle neredeyse flört dönemini atlayarak güçlü bir birlikteliğe dönüştü.

Şubat 2026’da nişanlandıklarını duyuran Olcay, uzun yıllar niçin evlilik istemediğini de açıkça anlattı. Kendi bağımsızlığını kaybetmek istemediğini, Eelko ile ilişkisinde ise iki tarafın da birbirini özgür bıraktığı eşit bir ortaklık bulduğunu söyledi. Şimdiki düğün anlayışını İngilizce bir cümleyle özetliyor: “Go big or go home.” Yani, “Büyük yap ya da hiç yapma.”

Olcay’ın anlattığına göre, törende beklenen seksi ve vücudu saran bir tasarım yerine, eski saray balolarını hatırlatan, “Sisi ve Cinderella” çizgisinde bir prenses gelinliği öne çıkacak.
Basına yansıyan bilgilere göre üç ayrı kıyafet hazırlanıyor.
Balayı ise klasik anlamda düşünülmüyor.
Çift için asıl balayı, sevdikleriyle birlikte Côte d’Azur’da geçirecekleri üç gün olacak.

DE TELEGRAAF’A GÖRE YILDIZLARIN İZİNDE

De Telegraaf’ın son haberinde adı geçen Hôtel du Cap-Eden-Roc, 1870’te açılan ve zamanla Riviera’nın en gizemli buluşma yerlerinden birine dönüşen efsanevi bir oteldir. Yazarların, ressamların, kraliyet mensuplarının ve Hollywood yıldızlarının uğrak yeri olan otel; güvenlik, hizmet ve özellikle mahremiyet konusundaki ünüyle tanınıyor.

 

De Telegraaf’ın düğün mekânı olarak gösterdiği, Cap d’Antibes’teki tarihî
Hôtel du Cap-Eden-Roc.

John F. Kennedy çocukken ailesiyle burada tatil yaptı. Babası Joseph Kennedy’nin Marlene Dietrich ile ilişkisi sürerken, eşi Rose Kennedy ve dokuz çocuğunun da aynı otelde kaldığı anlatıldı. Cole Porter, Ernest Hemingway, Jean Cocteau, Pablo Picasso, Elizabeth Taylor ve Richard Burton gibi isimler bu tarihî mekânın konukları arasına girdi. Daha sonra Kral VIII. Edward olacak Galler Prensi, Wallis Simpson, Rita Hayworth ve Prens Aly Khan da otelin hikâyesinde yer aldı.

 

Otelin tarihine adlarını yazdıranlardan bazıları: John F. Kennedy, Marlene Dietrich, Ernest Hemingway, Pablo Picasso, Elizabeth Taylor ve Richard Burton. 

 

Kraliyet ve sinema dünyasından diğer ünlü konuklar: VIII. Edward, Wallis Simpson, Rita Hayworth ve Prens Aly Khan. Fotoğraflar: Wikimedia Commons

Cannes Film Festivali sırasında ünlülerin uzun objektiflerden uzaklaşmak için buraya çekilmesi tesadüf değildir. Otelin geniş arazisine izinsiz girmek çok zordur. Personelin misafirlerin özel hayatını koruma konusundaki titizliği de otelin efsanesinin bir parçasıdır. De Telegraaf’ın aktardığına göre Olcay ile Eelko da düğünlerinde aynı mahremiyeti istiyor ve basını törene davet etmiyor.

 

De Telegraaf’ın 3 Eylül 2026 tarihli Privé sayfasında, Olcay Gülşen’in düğünü “Pek çok büyük yıldızın izinde” başlığıyla duyuruldu.

YAKLAŞIK YÜZ KİŞİLİK GİZLİ DAVETLİ LİSTESİ

De Telegraaf yaklaşık yüz davetliden söz ediyor. Olcay’ın gözlerden uzak yaşayan dört kız kardeşinin, annesinin ve Eelko’nun geçen yıl hayatını kaybeden babası Willem van Kooten’in yakın dostlarının törende bulunması bekleniyor.

Üç güne yayılacağı belirtilen organizasyonda konukların sabahın erken saatlerinden gecenin ilerleyen saatlerine kadar yemekler, özel ikramlar ve seçkin odalarla ağırlanacağı yazıldı. De Telegraaf, bütçe için bir ila bir buçuk milyon euro arasında bir rakamdan söz etti. Bu tutar çift tarafından doğrulanmış değildir, ancak Riviera’nın bu düzeydeki saray otellerinde çok günlük, özel ve yüksek güvenlikli bir organizasyonun olağanüstü pahalı olacağı açıktır.

EELKO VAN KOOTEN: DÜNYA DANS MÜZİĞİNDE BÜYÜK BİR İSİM

Olcay’ın evleneceği Eelko van Kooten, yalnızca varlıklı bir iş insanı değildir. Hollanda ve dünya elektronik dans müziği sektörünün gelişiminde önemli rol oynayan bir girişimcidir.
Roger de Graaf ile birlikte 1999’da Spinnin’ Records’u kurdu. Şirket, Tiësto, Martin Garrix, Afrojack, Oliver Heldens, R3HAB, Don Diablo ve daha pek çok ismin kariyerinde rol oynayan, dünyanın önde gelen dans müziği markalarından birine dönüştü.

Warner Music Group, Spinnin’ Records’u 2017’de 100 milyon doların üzerindeki bir bedelle satın aldı. Satıştan sonra müzik sektöründeki görevinden ayrılan Eelko, başka girişimlere yöneldi. Son girişimi Collabhouse, sanatçıların müziklerini tanıtma ve gelir elde etme biçimlerini geliştirmeyi amaçlayan bir platformdur.

Eelko’nun babası Willem van Kooten de Hollanda medya tarihinin tanınmış isimlerindendi. Joost den Draaijer adıyla ünlenen radyo DJ’i ve girişimci Willem van Kooten, plak ve yayıncılık dünyasında büyük bir servet oluşturdu. Bu nedenle düğünün davetli listesinde müzik ve plak dünyasından çok sayıda ismin bulunması bekleniyor.

 


Willem van Kooten, yani Joost den Draaijer, 1968 yılında Moef Ga Ga programında.

Joost den Draaijer, yalnızca sevilen bir diskjokey değildi. 2 Ocak 1965’te başlayan Veronica Top 40’ın fikir babasıydı; hit listeleri, yatay radyo programcılığı ve canlı sunuş tarzıyla Hollanda radyosunun dilini değiştiren öncülerden biri oldu. Golden Earring başta olmak üzere birçok sanatçı ve grubun yükselişinde rol oynadı. Bu nedenle, Beyaz Kelebekler’in “Sen Gidince Bak Neler Oldu” plağına verdiği güçlü destek de sıradan bir radyo ilgisi değil, dönemin müzik piyasasını etkileyebilen önemli bir destekti.

DAMAT EELKO’NUN BABASI JOOST DEN DRAAIJER İLE 1976’DAN KALAN UNUTULMAZ HATIRAM

Eelko van Kooten’in babası Willem van Kooten, Hollanda’da daha çok radyo ve televizyon dünyasında kullandığı Joost den Draaijer adıyla tanınıyordu. O, benim için yalnızca Hollanda müzik dünyasının ünlü bir ismi değildir. Kendisini 1976 yılında şahsen tanımış, aynı televizyon stüdyosunda bulunmuş ve birlikte yemek yemiştik.

 

O yıl, Türkiye’nin sevilen müzik topluluklarından Beyaz Kelebekler’i Hollanda’da konserler vermek üzere getirmiştim. Grubun, sözleri ve bestesi Atilla Alpsakarya’ya ait olan “Sen Gidince Bak Neler Oldu” adlı şarkısının plağını da Hollanda’da hazırlamıştık.

Plak büyük ilgi gördü. Şarkıyı en fazla değerlendiren ve dinleyicilere ulaştıran isimlerin başında Joost den Draaijer geliyordu. Joost, “Sen Gidince Bak Neler Oldu”yu radyoda o kadar sık çalıyordu ki, şarkı gün içinde neredeyse yüz defa yayınlanıyordu. Bu büyük ilgi sayesinde kendisiyle tanıştık, uzun uzun sohbet ettik ve birlikte yemek yedik.

Aradan tam 50 yıl geçtikten sonra, bugün Olcay Gülşen’in evleneceği Eelko van Kooten’in, o yıllarda Beyaz Kelebekler’in plağına büyük destek veren Joost den Draaijer’in oğlu olduğunu yazmak, benim için gerçekten ilginç ve duygulandırıcı bir tesadüftür.

TELEVİZYONDA LALELER ÜZERİNDEN YAŞANAN SÜRPRİZ

 

 1976 yılında Beyaz Kelebekler ile katıldığı televizyon programında, Tineke de Vos’a sunduğum lalelerin Türkiye’den Hollanda’ya uzanan tarihî yolculuğunu anlatırken…

Beyaz Kelebekler’in Hollanda’da gördüğü ilgi, televizyon dünyasının da dikkatini çekmişti. Dönemin tanınmış program yapımcılarından Tineke de Vos’un daveti üzerine televizyon stüdyosuna gittik. Joost den Draaijer de o gün stüdyodaydı.

Programdan önce Tineke’ye bir sürpriz hazırlamıştım. Kendisine: “Sana sahnede bir demet lale vereceğim. Sen de bu güzel Hollanda çiçekleri için bana teşekkür edersin, değil mi?” diye sordum.
Tineke gülerek: “Teşekkür etmekle kalmam, seni öperim de…” karşılığını verdi.
Program sırasında beklediğimiz an gelince, elimdeki lale demetini Tineke’ye uzattım. Tineke de daha önce konuştuğumuz gibi: “Bu güzel Hollanda çiçekleri için sana teşekkür ederim” dedi.
Ben de hemen müdahale ettim: “Dur bakalım Tineke! Bu laleler Hollanda çiçeği değil, Türk çiçeğidir.”

Ardından, lalenin Osmanlı döneminde İstanbul’dan Hollanda’ya uzanan tarihî yolculuğunu anlattım. Bugün bütün dünyanın Hollanda ile özdeşleştirdiği lalenin, Avrupa’ya Türkiye üzerinden ulaştığını belirttim.

Bu açıklamadan sonra televizyon şirketinin telefonları susmadı. İzleyiciler ansiklopedilere ve tarih kitaplarına bakıyor, ardından televizyon merkezini arayarak: “Evet, doğru söylüyor. Lale Türkiye’den Avrupa’ya şu tarihlerde getirilmiş” diye bilgi veriyorlardı.

Böylece o televizyon programında Beyaz Kelebekler’in şarkısını tanıtmakla kalmadık.
Aynı zamanda, Hollanda’nın millî simgelerinden biri hâline gelen lalenin Türkiye’den gelen tarihî bir armağan olduğunu da geniş bir izleyici kitlesine hatırlattık.

İşin şakasıyla karışık olarak Hollandalılara şu mesajı da vermiş olduk: “Bugün dünyaya Hollanda çiçeği olarak tanıttığınız laleyi size biz Türkler getirdik. Bu nedenle Türkiye’ye küçük de olsa bir teşekkür ve minnet borcunuz var.”

Şimdi, yarım asır sonra Joost den Draaijer’in oğlu Eelko van Kooten’in, Olcay Gülşen ile yapacağı görkemli düğünü yazarken, 1976 yılında aynı televizyon stüdyosunda yaşadığımız bu unutulmaz lale hikâyesi de yeniden canlandı.

Şimdi gelelim asıl hikâyemize:

WAALWIJK’TE BAŞLAYAN HİKÂYE

Olcay Gülşen, 20 Temmuz 1980’de Waalwijk’te, Türkiye’den Hollanda’ya göç eden bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Dört kız kardeşi ve bir erkek kardeşiyle büyüdü. Babasının şizofreni rahatsızlığı ve aile içindeki şiddet, çocukluğunu ağırlaştırdı. Olcay daha sonraki yıllarda bu geçmişi saklamadı; aksine aile içi şiddet konusundaki toplumsal çalışmalarında kendi yaşadıklarını da anlattı.

Giysilere ilgisi küçük yaşta başladı. Annesinin eski elbiselerini kesip biçerek yeni parçalar ve korseler üretmesi, onun modaya yönelişinin ilk işaretiydi. Eğitimini insan kaynakları alanında tamamladıktan sonra henüz 21 yaşındayken Chill Agency adlı ilk şirketini kurdu. Ardından uluslararası moda markalarını ithal eden 2Stepzahead geldi.

SUPERTRASH İLE GELEN ULUSLARARASI ŞÖHRET

Olcay’ın adını asıl büyüten marka SuperTrash oldu. 2000’li yılların sonunda markanın yüzü, yöneticisi ve yaratıcı gücü olarak Hollanda moda sektöründe hızla öne çıktı. 2010’a gelindiğinde SuperTrash ürünleri Avrupa ve Amerika’da 24 ülkede, iki binden fazla satış noktasına ulaşmıştı. Amsterdam, Rotterdam, Utrecht, Lahey, Eindhoven, Maastricht, Laren ve İbiza’daki mağazalar, markanın görünürlüğünü artırdı; Londra ve New York açılımları ise uluslararası iddianın simgesi oldu.

Gülşen, sosyal medyayı marka inşasında erken ve etkili kullanan Hollandalı girişimcilerden biriydi. Philips, Samsung, Bavaria ve Albert Heijn gibi büyük şirketlerle işbirlikleri yaptı. Yetişkin modasının yanına çocuk koleksiyonları, parfüm, ayakkabı ve kozmetik ürünleri eklendi. 2008’de Jackie dergisi tarafından Yılın Moda Girişimcisi seçildi; 2010’da Amsterdam Business Award’ı ve Marie Claire Prix de la Mode kapsamında En İyi Moda Girişimcisi ödülünü aldı.

Televizyon dünyası da Olcay’a kapılarını açtı. Holland’s Next Top Model ve Project Catwalk’ta jüri üyeliği yaptı, De Wereld Draait Door’a düzenli konuk oldu, RTL Boulevard ve Shownieuws gibi programlarda yer aldı. 2018’de Wie is de Mol? yarışmasına katılması, onu moda çevrelerinin dışındaki geniş izleyici kitlesine de taşıdı.

GOOGLE’IN BULAMADIĞI YAZI BENİM ARŞİVİMDEN ÇIKTI

Değerli Okurlarım,

De Telegraaf’taki düğün haberini okurken, Olcay Gülşen’in adı hafızamda bir kapı araladı. Kendi kendime, “Ben bu hanımefendi hakkında daha önce bir şeyler yazmıştım” dedim. Fakat ne yazdığımı ve yazının nerede olduğunu bir türlü bulamadım. Google’da aradım, yine karşıma çıkmadı.

Bir süre düşündükten sonra gerçeği hatırladım. Bu yazıyı, iki yıl önce hazırlamaya başladığım “Hollanda’daki En Ünlü Türk Kadınları” adlı kitap projem için kaleme almıştım. Kitap henüz yayınlanmadığı için yazı internette yoktu. Google’ın bulamaması da bu nedenle son derece normaldi.

Arşivimi açtım ve Olcay Gülşen dosyasını orada buldum. Dosyayı yeniden okuyunca, Olcay’ın hayatındaki başarıların yanı sıra yaşadığı büyük çöküşü, iflası, hukuk mücadelesini ve yeniden ayağa kalkışını da ayrıntılarıyla ele aldığımı gördüm.

Şimdi gelin, iki yıl önce kaleme aldığım o dosyada neler yazdığıma birlikte bakalım:

MADALYONUN TERS TARAFI: ÇÖKÜŞ VE İFLAS

Her büyük yükselişin ardında kırılgan noktalar da bulunur. SuperTrash büyürken borçlar, mağaza maliyetleri ve şirket yapısındaki sorunlar ağırlaştı. Olcay Şubat 2018’de şirketin başından ayrıldı. Kısa süre sonra, SuperTrash bağlantılı Wayahead B.V. hakkında Amsterdam Mahkemesi tarafından iflas kararı verildi. Basına yansıyan haberlerde milyonlarca euroluk borçtan söz edildi.

Bu gelişme Olcay için yalnızca ticari bir başarısızlık değildi. Yıllarca adıyla özdeşleşen bir markanın çöküşüydü. O dönem “Bu benim hayatımın eseriydi” diyerek yaşadığı acıyı dile getirdi. Fakat geri çekilip kaybolmak yerine başka bir alanda yeniden başladı. 2019’da kurduğu Olcay Gulsen Beauty, bugünkü adıyla OGB, makyaj ve cilt bakımı ürünleriyle yeni girişimcilik döneminin merkezi oldu.

100 BİN EUROLUK ESKİ KAYNANA DAVASI

Olcay’ın kamuoyunda en çok tartışılan özel meselelerinden biri, eski sevgilisi Frans Ghazi’nin annesiyle yaşadığı 100 bin euroluk para anlaşmazlığıydı. Eski kaynana, SuperTrash’in zorlandığı dönemde Olcay’a iki defada toplam 100 bin euro borç verdiğini ve paranın geri ödenmediğini ileri sürdü. Olcay ise paranın niteliği ve kime verildiği konusunda farklı bir anlatım sundu.

2022’de ilk aşamada delillerin yetersiz olduğu değerlendirildi. Daha sonra tanık anlatımları ve yazılı beyanlarla dosya genişledi. Amsterdam Mahkemesi 6 Nisan 2023’te Olcay’ın 100 bin euroyu, 17 Şubat 2022’den itibaren işleyecek yasal faizi ve karşı tarafın yargılama giderleriyle birlikte ödemesine hükmetti. Daha sonraki magazin haberlerinde ödemenin yapıldığı ileri sürüldü. Ancak bu bölümde, mahkeme kararının içeriği ile magazin basınındaki sonraki iddiaları birbirinden ayırmak gerekir.

 

İlhan Karaçay’ın yayınlanmamış kitap çalışmasındaki Olcay Gülşen sayfası: “Super Olcay” kitabı ve 100 bin euroluk dava hakkındaki eski gazete kupürü.

RUUD DE WILD İLE İLİŞKİ VE AYRILIK

Olcay, futbolcu Edgar Davids ile uzun süren ilişkisinin ardından radyo programcısı Ruud de Wild ile de kamuoyunun yakından izlediği bir beraberlik yaşadı. Ruud de Wild’ın hastalık dönemi, çiftin birlikte hazırladığı televizyon çalışmaları ve 2023’teki ayrılıkları magazin basınında geniş yer buldu. Ayrılığın ardından dost kalma düşüncesi dile getirildi, ancak karşılıklı açıklamalar ilişkinin zamanla gerildiğini gösterdi.

 

Olcay Gülşen’in hayatının farklı dönemlerinde kamuoyunun yakından izlediği iki isim:
Edgar Davids ve Ruud de Wild.

De Telegraaf, Ruud de Wild’ın düğün davetlileri arasında bulunmasının neredeyse kesin biçimde beklenmediğini yazdı. Bununla birlikte yaklaşan düğünün merkezinde geçmiş ilişkiler değil, Olcay ile Eelko’nun bugün kurdukları ortak hayat bulunuyor.

BAŞARININ YANINA TOPLUMSAL MÜCADELEYİ KOYDU

Olcay Gülşen’in son yıllardaki kimliği yalnızca modacı, televizyon yüzü ya da güzellik markası kurucusundan ibaret değildir. 2020’den beri UN Women Nederland’ın Orange the World kampanyasında ulusal elçi olarak, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete karşı çalışıyor. OGB de 2021’den itibaren UN Women Nederland’ın resmî ortakları arasına girdi.

Kendi çocukluğundaki aile içi şiddet deneyimini kamuoyu önünde anlatması, hazırladığı belgeseller ve kadın cinayetlerine karşı yaptığı çağrılar, onun şöhretini toplumsal bir sorumluluk alanına taşıdı. Burada başarı hikâyesinin belki de en güçlü yanı ortaya çıkıyor: Olcay yalnızca zirveye nasıl çıktığını değil, düştükten sonra nasıl yeniden ayağa kalktığını ve sesini başka kadınlar için nasıl kullandığını da gösterdi.

SONUÇ: BU YALNIZCA BİR SOSYETE DÜĞÜNÜ DEĞİL

Olcay Gülşen’in düğünü elbette lüksü, davetli listesi, gelinlikleri ve konuşulan milyon euroluk bütçesiyle magazin dünyasının dikkatini çekecek. Fakat olayın bizim açımızdan daha derin bir anlamı var. Hollanda’da yetişen Türkiye kökenli bir kadın, yalnızca davetli olarak değil, hikâyenin merkezindeki isim olarak dünya sosyetesinin tarihî sahnesine çıkıyor.

Onun hayatına yalnızca övgüyle bakmak eksik olur; yalnızca iflası ve davalarıyla bakmak da haksızlık olur. Doğru portre, başarılarla hataların, cesaretle tartışmaların, yükselişle düşüşün ve yeniden başlangıcın birlikte anlatılmasıyla ortaya çıkar. Olcay Gülşen’i ilginç kılan da tam olarak budur.

17 Eylül’de Hôtel du Cap-Eden-Roc’ta “Evet” diyecek olan Olcay’ın asıl uzun yolculuğu, Waalwijk’ten Côte d’Azur’a uzanan yolculuktur. Bu yolculuk, Hollanda Türk toplumundan çıkan kadınların artık yalnızca kendi çevrelerinde değil, uluslararası iş, medya ve sosyete dünyasında da görünür olduklarının çarpıcı bir göstergesidir.