Yaşamın her alanında adım başı karşımıza çıkan çirkinlikler, geçmişe yönelik özlemleri tohumluyor içimde.
Sevgi Özel’in, “Dil Kiri El Kiri” isimli kitabını okurken, zihnimin derinliklerinde saklı düşünceler yeniden depreşti...
Sayın Özel, kitabın hemen girişinde yer verdiği “Dil yarası, Gönül yarası” başlıklı yazısında, “ Bir iki kişinin dövüştüğünü gören, araya girer ayırmaya çalışırdı. Düşene el uzatılır, ağlayana nedeni sorulurdu. Şaşırana, yol gösterilir; açlara, açıkta olanlara yardım edilirdi; ölü çıkan eve yemek taşınır, düğün yapanın coşkusu paylaşılırdı, duygusu, duyarlılığı, diline yansırdı insanın...”
Sahi o insanlar sizce nereye gitti dersiniz?
Herkes bir hesabın, kimi varlığını sürdürmenin, kimi de parasına para katmanın peşinde!
Ne var ki bu koşuşturmanın içinde, çevremiz, beynimiz, dilimiz kirleniyor, ellerimiz kanlanıyor!
Aynı toplumun insanları arasında uçurumlar oluşuyor, gün geçtikçe birbirimiz anlamakta güçlük çeker duruma düşüyoruz!
Oysa, ülkenin insanları birbirini anlasınlar diye, Sevgi Özel’in deyimiyle, “Arap abecesi Türkçe sözcüklerin yazılışında olduğu kadar, Türkçeye başka dillerden, örneğin Farsçadan girenlerin yazılışında büyük sorunlara yol açmaktadır. Bu abeceyle doğru yazmayı öğrenebilmek, kimi kalıpların öğrenilmesiyle olanaklıdır. Çünkü bu abece bitişik yazılmakta, kimi harfler başta, sonda ve ortada başka biçimler almakta, kısaca söylemek gerekirse, yazılanı ‘arif’ olan anlamaktadır...” ( Dil Kiri El Kiri S.159-160) arif olmayanların da anlaşması için güzelim abecemiz, zamanın tüm olumsuzluklarına karşın okuma yazma seferberlikleriyle topluma benimsetilmemiş miydi?
İnsanları ortak paydada birleştirme reflekslerimize ne oldu bizim?
Ne oldu da, dilimizin bozulması yetmiyormuş gibi, çocuklarımızı ancak "arif" olanın anladığı Arap abecesinin bilinmezlik denizine salıyoruz?
İçinden getiğimiz süreçte bilinen çarpıklıkları yinelemeyi yorgun yüreğim kaldırmıyor...
Sizi bilmem, ama ben bütün bu olanlara hiç mi hiç şaşmıyorum; çünkü, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in ismiyle anılan bulvarın “GMK” olarak söylenmesine seyirci kalıp kaullenen yine bizler değil miyiz?
Kendini bilmezlerin kullandığı, bence hiçbir anlam ifade etmeyen (sözcük demeye bile dilim varmıyor) “GMK”’yı ne zaman duyup görsem içim acıyor.
Dil yarası dedikleri işte bu olsa gerek!
Dil kirlenip yaralanırsa, tüm değerler yozlaşır...