Bir toplumun öğretmenlere verdiği değer, aslında toplumun kendisine verdiği değerin göstergesidir. Çünkü öğretmenler, sadece ders anlatan bir kamu personeli değildir. Bir toplumun geleceğini şekillendiren toplum mimarlarıdır. Fakat bugün Türkiye’de öğretmenlik mesleğinin saygınlığı, yıllardır süren ihmaller, yanlış politikalar ve toplumsal değişimlerin etkisiyle ciddi bir yıpranma yaşamaktadır. Bunun en acı göstergesi ise öğretmenlerin artık okullarda bile can güvenliğinin sorgulanır olmasıdır.
Son yıllarda öğretmenlere yönelik şiddet olayları münferit birkaç vaka olmaktan çıkmış, sık tekrarlanan, toplumsal bir yaraya dönüşmüştür. Bunun en sarsıcı örneklerinden biri de geçen hafta İstanbul’da yaşanmıştır. Fatma Nur Çelik adlı öğretmen okuldan uzaklaştırma cezası alan bir öğrenci tarafından bıçaklanarak katledilmiştir. Bu ne ilk ne de son olaydır. 2024 yılı Mayıs ayında Okul müdürü İbrahim Oktugan, görev yaptığı okulda eski öğrencisinin silahlı saldırısı sonucu hayatını kaybetmiştir. Bir eğitim kurumunun yöneticisinin, üstelik kendi öğrencisi tarafından okulunun içinde öldürülmesi, aslında sorunun ne kadar derin olduğunu gözler önüne sermektedir. Okul dediğimiz yerin güvenli bir eğitim yuvası olması gerekirken, bir cinayet mahalline dönüşmesi hepimiz için utanç vericidir.
Ülkemizde geride bıraktığımız zamanlarda farklı şehirlerde bazı öğretmenler öğrencilerin ya da velilerin saldırıları sonucu hayatlarını kaybetmişler veya ağır yaralanmışlardır. Kayseri’de öğretmen Mehmet Aktaş, bir öğrencinin attığı yumruk sonucu yere düşüp başını çarpmış ve yaşamını yitirmiştir. Konya’da öğretmen Muhammed Öz, okul içinde gerçekleşen silahlı saldırının kurbanı olmuştur. İzmir’de öğretmen Rabia Sevilay Durukan bir öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürülmüştür. Bu örnekler, öğretmenlerin sadece mesleki değil aynı zamanda fiziksel bir risk altında çalıştığını açıkça göstermektedir.
Öğretmene yönelik şiddet sadece ölümle sonuçlanan saldırılarla sınırlı değildir. Türkiye’nin farklı şehirlerinde de öğretmenler darp edilmiş, tehdit edilmiş veya ağır hakaretlere maruz kalmışlardır. İstanbul Pendik’te öğretmen İbrahim Cengiz bir veli tarafından sınıf kapısında yumruklanarak darp edilmiltir. Kocaeli Darıca’da ana sınıfı öğretmeni Sema Özdemir, bir veliyle yaşadığı tartışmanın ardından beyin kanaması geçirerek yoğun bakıma kaldırılmıştır. Kastamonu’da bir öğretmenin başına bir veli tarafından delgeçle vurulmuş ve öğretmen hastanelik olmuştur. Şanlıurfa’da Sedat Adıgüzel ve Emine Polat Zencirci isimli öğretmenler öğrenci yakınlarının saldırısına uğramışlardır. İstanbul’da bir öğretmen 23 Nisan töreni sırasında bir velinin saldırısıyla hastaneye kaldırılmıştır.
Bu liste ne yazık ki burada bitmemektedir. Neredeyse her eğitim yılında ülkemizin bir başka şehrinden benzer haberler gelmektedir. Öğretmenler sınıfta darp edilmekte, okul bahçesinde tehdit edilmekte, sosyal medyada hedef gösterilmektedir. Bir zamanlar öğretmenlerin sınıftaki otoritesine saygı duyan toplum, bugün öğretmenleri velinin öfkesine açık bir hedef haline getirmiş durumdadır.
Peki:
Türkiye’de öğretmenliğin saygınlığı nasıl bu noktaya gelmiştir?
Birinci sebep, öğretmenlerin toplumsal konumunun yıllar içinde aşındırılmasıdır. Öğretmenler, toplumun rehberi ve saygı duyulan bir figürü olmaktan giderek uzaklaştırılmıştır. Eğitim politikalarında öğretmenlerin söz hakkının zayıflaması,
öğretmenlerin kamuoyu önünde sık sık tartışma konusu yapılması ve mesleğin ekonomik açıdan yeterince desteklenmemesi saygı kaybını hızlandırmıştır.
İkincisi, velinin eğitim sürecindeki rolünün yanlış anlaşılmasıdır. Elbette velinin çocuğunun eğitimiyle ilgilenmesi son derece doğaldır. Ancak bu ilgi zamanla öğretmenleri denetleyen, hatta yargılayan bir tavra dönüşmüştür. Okullar, bazı veliler için adeta bir müşteri ilişkisi alanı haline gelmiştir. Oysa eğitim bir hizmet ilişkisi değil, bir emek ve sorumluluk ortaklığıdır.
Üçüncüsü ise şiddetin toplumun genelinde giderek normalleşmesidir. Trafikte, hastanede, kamu kurumlarında ve hatta sosyal medyada artan şiddet, okulları da etkisi altına almıştır. Toplumun her alanına yayılan bu agresif dil, öğretmenlere yönelen saldırıları da beslemektedir.
Bugün ülkemizde bir milyonun üzerinde öğretmen görev yapmaktadır. Öğretmenler her sabah sınıfa girip çocuklara sadece matematik ya da Türkçe öğretmezler; aynı zamanda saygıyı, sabrı, birlikte yaşamayı ve insan olmayı öğretirler. Ancak öğretmenin kendisinin saygı görmediği bir toplumda, bu değerlerin yeni kuşaklara aktarılması da giderek zorlaşmaktadır.
Bir toplum öğretmenini koruyamıyorsa, aslında kendi geleceğini de koruyamıyor demektir. Öğretmenlerin güven içinde çalışabildiği, mesleğin saygınlığının yeniden tesis edildiği bir eğitim sistemi kurmak artık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü öğretmenin itibarı sadece bir meslek meselesi değildir; bir ülkenin geleceğinin meselesidir.