Bir Kurban Bayramı'nı daha geride bıraktık.
Birçok insan ibadetini yerine getirdi.
Kurbanlar kesildi, etler paylaşıldı.
Sofralar kuruldu, akrabalar ziyaret edildi.
Bayramın neşesi toplumda hissedildi.
Şimdi ise sormamız gereken önemli bir soruların vakti geldi:
Kurbanlar kesildi, peki ya kesmemiz gereken diğer yanlışlarımıza ne oldu?
Sosyal medyada Cahit Zarifoğlu’nun adıyla sıkça paylaşılan bir nasihatte şöyle söyleniliyordu:
"Üstadım, bayrama ne keseyim?"
"Önce gıybeti kes.
Kul hakkı yemeyi kes.
Yalan söylemeyi kes.
Haram yemeyi kes.
Adam kayırmayı kes.
İsrafı kes.
Kötülükten irtibatı kes.
Bunları kesmezsen, ne kesersen kes beyhude..."
Bu sözlere şunlarda ekleniyordu:
Mukaddes kitapla insan kandırmayı kes…
Hayvanlara zulmü de kes…
Bayramın geride kaldığı günlerde bu sözler daha da anlam kazanıyor. Çünkü Kurban Bayramı 4 gün sürmektedir; fakat adalet, dürüstlük ve kul hakkına riayet etme sorumluluğu bütün bir ömür devam etmektedir.
Toplum olarak en çok dikkat etmemiz gereken değerlerin başında kul hakkına saygı gelmektedir. Kul hakkı yalnızca maddi bir mesele değildir. Bir insanın emeğini görmezden gelmek, liyakat sahibi birinin önüne başkasını geçirmek, dedikodu yapmak, iftira atmak, bir öğrencinin ya da çalışanın hakkını teslim
etmemek de kul hakkıdır. Bu nedenle bayram sonrasında da vicdan muhasebemizi sürdürmek hepimizin asli sorumluluğu olmalıdır.
Özellikle eğitim sistemimiz bu konuda hayati bir sorumluluk taşımaktadır. Çünkü adalet duygusu sonradan kolayca kazanılan bir özellik değildir. Çocukluk ve gençlik yıllarında şekillenmektedir. Okullarımızın görevi yalnızca sınavlarda başarılı öğrenciler yetiştirmek değil, aynı zamanda hakkaniyetli, dürüst ve vicdan sahibi bireyler yetiştirmektir.
Bir öğrencinin kopya çekmeyi başarı olarak görmediği, öğretmenin tüm öğrencilerine eşit mesafede durduğu, emeğin ödüllendirildiği bir eğitim ortamı adaletin temelini oluşturmaktadır. Torpilin değil liyakatin, çıkarın değil hakkın üstün tutulduğu bir anlayış ile çocuklarımızın geleceğe güvenle bakması sağlanabilecektir.
Bunun yanında merhamet ve yardımlaşma da eğitim süreçlerinin vazgeçilmez parçalarını oluşturmaktadır. Başarılı olmanın sadece bireysel kazanımlardan ibaret olmadığını, paylaşmanın ve dayanışmanın da bir erdem olduğunu çocuklarımıza öğretmek zorunluluktur. Çünkü güçlü toplumlar yalnızca bilgili insanlarla değil, aynı zamanda birbirine karşı sorumluluk hisseden bireylerle inşa edilebilmektedir.
Bayram geçti. Kurban etleri büyük ölçüde tüketildi. Fakat önümüzde hâlâ kesmemiz gereken birçok yanlış bizleri beklemektedir:
Gıybet, yalan, dolandırma, aldatma haksızlık, adam kayırma, israf ve kul hakkı...
Eğer bunları hayatımızdan çıkarabilirsek, bayramın bize kazandırmak istediği ruhu ömrümüze katabiliriz.
Yine sosyal medyada geçen nasihatlerden birinde şöyle söyleniyordu:
Kurban Bayramı et bayramı olarak anlaşılmamalıdır.
Yardım et…
İyilik et…
Fedakârlık et…
Merhamet et…
Yani eylemlerimizin hayırlı olmasından bahsetmektedir. Asıl mesele, kurbanı bayram günlerinde kesmek değil; kötülükleri ve haksızlıkları hayatımızın her gününde terk edebilmektir.