Öğretmenlere verilen zam değil, enflasyon karşısında ancak teselli ikramiyesidir
Yine aynı cümleler kuruluyor...
"Memur maaşlarına zam yapıldı."
Peki gerçekten zam mı yapıldı?
2026 yılının ikinci yarısı için memur aylıklarına yapılan artış %13,52 olarak açıklandı.
Peki altı aylık TÜFE’ye bağlı toplam enflasyon oranını biliyor musunuz?
Hemen belirtelim: %17,76
Peki memur aylıklarına yapılan artış enflasyon oranında bile değilse bunun adına zam denilebilir mi?
Bunun adı ancak rakamsal artış olabilir!
Bir öğretmen maaşına yüzde 13,52 zam aldı.
Peki aynı öğretmenin oturduğu evin kirası son bir yılda yüzde 13,52 mi arttı?
Tabi ki hayır. Son 12 ay için kira artış oranı %32,03 olarak belirlenmiştir.
Markete girdiğinde aldığı peynir, et, süt, yumurta, zeytinyağı sadece yüzde 13,52 mi zamlandı?
Çocuğunu okul için hazırlarken servis, kırtasiye ve giyim masrafları bu oranda mı yükseldi?
Bu soruların cevabını TÜİK değil, evdeki hesap veriyor.
Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı yaklaşık 115 bin liraya ulaşmış durumdadır.
Açlık sınırı ise yaklaşık 45 bin lirayı aşmış durumdadır.
Şimdi dönüp öğretmenlere verilen maaşa bakalım.
Yıllarca üniversite okuyan, KPSS maratonundan geçen, yüzlerce çocuğun hayatına dokunan bir öğretmenin maaşı, dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının çok altında kalmaktadır.
Bu durumda öğretmenlere "Ülkenin geleceğini yetiştir." demek ise hayalcilik olmanın ötesine geçememektedir.
Çünkü öğretmenler kendi yaşamlarını sürdürebilmenin çabası içine girmişlerdir.
Bir öğretmen maaşıyla bugün kaç kilogram kırmızı et alabiliyor?
Kaç depo yakıt doldurabiliyor?
Çocuğuna kaç yardımcı kaynak kitap alabiliyor?
Yaz tatilinde ailesiyle bir haftalık tatil yapabiliyor mu?
Yoksa tatil planı yapmadan önce kredi kartı ekstresini mi hesaplıyor?
Bugün birçok öğretmen maaşının ilk gününde kirasını ödemektedir.
İkinci haftasında kredi kartını kapatmaktadır.
Üçüncü haftasında mutfak masraflarını hesaplamaya başlamaktadır.
Son hafta ise çaresizce yeni ayı beklemektedir.
Bu artışa maaş artışı denemez.
Bu, enflasyon karşısında nefes aldırmaya yetmeyen çözümsüzlüktür.
Üstelik öğretmenlerden beklentiler de her geçen gün büyümektedir.
Yeni müfredat...
Dijital eğitim...
Yapay zekâ uygulamaları...
Projeler...
Değerler eğitimi...
Yabancı dil...
Uluslararası başarı...
Peki bu isteklerin ekonomik karşılığı var mıdır?
Enflasyonun gerisinde kalan maaş artışları...
Geçim sıkıntısı...
Borçlanan eğitim emekçileri...
Öğretmenler artık sadece derse hazırlanmıyor; ay sonuna da hazırlanıyorlar.
Eğitim sisteminin en büyük çelişkisi tam da burada başlıyor.
Bir tarafta "Türkiye Yüzyılı", "nitelikli eğitim", "güçlü nesiller" söylemleri...
Diğer tarafta ise ay sonunu getiremeyen öğretmenler...
Hiç kimse ekonomik kaygılar içinde yaşayan bir öğretmenden dünya ile rekabet edecek nesiller yetiştirmesini beklememelidir.
Çünkü eğitim, sadece müfredatla değil; kafası rahat öğretmenle güçlenir.
Öğretmeni enflasyona ezdirmek yalnızca bir ücret politikası değildir.
Bu, eğitime verilen değerin göstergesidir .
Ve ne yazık ki bugün açıklanan rakamlar, öğretmenlere verilen değerin değil; öğretmenden beklenen fedakârlığın büyüklüğünü göstermektedir.
Bir ülke öğretmenini yoksullaştırarak bütçesini dengelediğini sanabilir.
Ama aslında geleceğinden tasarruf ettiğini ise göz ardı etmektedir.
Bu politikaların bedelini ise yıllar sonra sadece öğretmenler değil, bütün toplum ödeyecektir.
Unutulmamalıdır ki:
"Dünyanın her tarafında öğretmenler insan toplumunun en fedakâr ve saygı değer unsurlarıdır." (M.K.ATATÜRK)