Bedir Solmaz | ...tescilli sahtekarlarız aslında... | MERSİN MOZAİK


Bedir Solmaz
Tarih : 23.07.2026
E-Mail : bedirsolmaz@hotmail.com

...tescilli sahtekarlarız aslında...


Özünde egemenlerin yönlendirdiği sosyal medya, müthiş kavram kargaşası yaratırken, edebiyat, basın, kültür-sanat vb. toplumsal değerleri işlevsiz kıldı...

Herkes kendince yaza-çizer, gazeteci, şair, romancı, değişik dallarda güzellemeler döktüren sanatçı...

Sosyal medya oyuncağını bir ucundan kullananlar, aygıtı ellerine turuşturanların değirmenine su taşırken, körler-sağırlar diyaloğu sahneleniyor...

 

Ne güzel, doğum günleri kutlanıyor, ölenler yolcu ediliyor, keskin düşünceler ortaya atılıp savunuluyor, daha neler neler...

 

Ekran başında  oyalananlar dişe dokunur sonuç elde edemezken, diğer yanda kurgunun gereği toplumun gazı alınıyor...

 

Oyun kurucuları canına okudukları her değere gün adayıp marifetlerini pedelemede dolgu malzemesi olarak yine toplumu kullanıyorlar...

 

Ne acıdır ki, kısaca özetlenen tezgahlara yönelik karşı duruş bir türlü sergilenemiyor...

 

Evet sözde aydınlar, yakıcı gidişatın sonu nereye varacak, hiç düşündüğünüz oluyor mu?

 

Yakındığımız açmazın sorumlusu aralarında benimde yer aldığım mücadele kaçkınları, tescilli sahtekarlarız aslında...

 

Çünkü iyiden güzelden yana elle tutulup gözle görülen hiçbir değer yaratmadan, geçmiş üzerine döktürdüğümüz geyik muhabetlerinde ya öğündük ya da eleştiriler yönelttik...

 

Gençliğimizde iç çatışmayı aşamamak "Çocukluk Hastalığı!" olarak değerlendirilirdi... 

 

Yan çizmeden kendini sorgulayıp gereğini yapanı arayın ki bulasınız...

 

Özetlediğim eksende düşününce, 2005 yılında aramızdan ayrılan Felsefeci Prof. Dr. Nermi Uygur’u anımsar, hüzünlenirim; yaydığı ışıktan yararlanamamanın geç kalmışlığını iliklerimde duyumsarım…  

Ne mutlu gerçek anlamda öyle güzel Canlara...

İnsanı ve insanlığı özümsemenin gerçek anahtarı felsefe biliminden payımızı yeterince alamadık.  

 

Yaşamda önümüze çıkan güçlükler karşısında bocalamamız biraz da bundan olsa gerek! 

 

Düşünmeden inanma öğretilen bizler, inandırılanların peşinden koşmaktan ne çocukluğumuzu ne gençliğimizi ne de olgunluğumuzu hakkınca geçirebildik! 

 

Yaş almamıza karşın hâlâ farkında olamadığımız gerçeğin altını Prof. Dr. Nermi Uygur, “Çelikçomak” başlıklı denemesinde yalın bir dille bakın nasıl çizmiş: 

Oyundan bilge bir yetiştirici bulunamaz. Hak ve sorumluluğu oynarken öğrenir çocuk… bırakın oynasın çocuklar. Onlar oynamıyorsa biz utanalım. Bombalı uçaklarla, toplu tüfekli tanklarla birbirimizin üstüne çullanıyoruz sık sık; bir azınlık zıkkımlanacak diye yüz milyonlarca insanı açlıktan inletiyoruz. Çocukları düşünen yok gürültü patırtı arasında.  Oynayamaması umurunda değil kimsenin. Çok geçmez ama, çocuk olmadan büyüyenler hınçla, kinle, oyunsuz bir yetişimin baskılı tepkisiyle el atacaklar pek çok şeye. Gelecekteki korkunçluklar, bugün oyun olanaklarından yoksun kıldığımız çocukların eylemi...” 

 

Yetkin felsefecinin saptamalarını her okuyuşumda geçmişe uzanrım...

 

Oyun kim biz kim; yaşam şartları daha ne olduğumuz anlamadan boyumuzdan büyük işlerin altına sürmüştür çoğumuzu... 

 

Çocukluğumuzu yaşamadan büyüdük!

 

Tabii yaş almaya gerçek anlamda büyümek denirse!

 

Ana baba olduk; çocuklarımızı da kendi geçtiğimiz yollara vurduk!

 

Nasıl farklı davranacaktık ki, önümüzdeki ışık karartıldığından deneme yanılma yöntemiyle buluyorduk yönümüzü! 

 

İşte karartılan o yollardan geçerken sağımızı solumuzu yaralayarak geldik bu sancılı günlere! 

 

Yaşamkatan çok ömür tükettiğimiz ortam, kendi çocuklarımızdan ürktüğümüz bir cehennem! 

 

Çocuklarımız, hırsız, kapkaççı, mafya elemanı, tinerci, katil, vurguncu, soyguncu, gözü doymaz politikacı esnafı… 

 

Çocuklarımız, kendine,  yurduna düşman; kimi dağ başında, kimi mahpusta, kimisi dogduğu topraklardan uzakta… 

 

Aslında birer kurban olan suç makinelerini kendi ellerimizle yaratmışız meğer! 

Sorup, sorgulatmadılar bize! 

 

Sorgulamak mı? 

Haşa, Tanrı buyruğudur, döner ağzın arkaya…” deyip sürdürdüler egemenliklerini! 

 

Işıktan yoksun dinlerken masallarını onların, şimdilerde ismi unutulan şairin dediği gibi, “Olmasak da koyun hep eğdik başkalarına boyun… “ 

Gündüzlerin geceden de karanlık olduğu içinden geçtiğimiz süreçte, haramiler gidişatı yönlendirirken, yolumuzu aydınlatacak ışıkların zamansızca sönmesine,  söndürülmesine hadi gel de hayıflanma… 

 
  YAZARIN ARŞİVİ
 
 
 


 



ANASAYFA
HABER ARŞİVİ


KÜNYE


İLETİŞİM

mersinmozaik.com © Copyright 2023-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden
yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz.


URA MEDYA