Bedir Solmaz | Ne hallere düştük! | MERSİN MOZAİK
Bedir Solmaz

Bedir Solmaz

Ne hallere düştük!


Geniş toplum kesimlerinin yokluk ve yoksunlukla boğuşarak hayatta kalma uğraşı verdiği 2025 yılının sonyazı da yola koyulmak üzere tasını tarağını topluyor...

Motosiklete atlayıp Narlıkuyu’ya uzandım. Gökyüzü parçalı bulutlu, güneş yıllardır gerekli  projeler hazırlanıp değerlendirilemeyen Antik Kilikya topraklarına arada bir göz kırpıyor...

Yaz mevsiminin hareketli dünlerinden eser yok, sahil bomboş; denizin laciverdi baştan çıkartıcı olsa da, kendimi gençlikteki gibi ak köpüklü dalgaların koynuna bırakamıyorum artık...

Kapıldığım çocuksu duyguların sarmalından, gerideki inşaattan yankılanan içli bir Anadolu türküsüyle günün gerçeklerine döndüm.

Şimdilerde sanatçı olarak geçinenlerde rastlanmayan yanık bir ses, hemşerimiz Musa Eroğlu’nun seslendirdiği, “Öldüğümü yâre söyleme…” türküyle özlem ve dertlerini dışa vuruyor...

Anadolu’da yakılan türkülerin her biri ayrı acı ve kavurucu yürek yarasının öyküsüdür!

Bu topraklarda insanların elle yazılan kaderi asırlardır değişmez!

Büyük Ozanımız Fazıl Hüznü Dağlarca, “El kapıları” şiirinde, “Ne alın yazısı, el yazısı be! / Sökemeyiz ki biz, ilkokul aydınlığı gösterilmeyenler…” der.

Dünyanın dört bir yanında emperyalistlerin çıkardığı yangınlarda suçsuz insanlar yanıp kavruluyor...

Bırakın yüzlerce kişinin ölmesini, bir canın yitimi bile insanlık adına büyük kayıp olup çokça dünyanın yıkılması demektir...

Gelin görün ki işbaşında bulunanlar bu konuda duyarsız mı duyarsız...

Çıkarları doğrultusunda kurguladıkları sözde yönetimlerde günlerini gün ediyorlar...

Çocuklar babasız kalıp, analar ağlıyormuş kimin umrunda?

Yetkili ve etkililer, bulunduğu konumun donatısıyla aynanın karşına geçip,”Ben neymişim be!” diyerek mutluluk oyunları kıvırıyorlar...

Oysa yaşamın gerçekleri o kadar yalın ki, görmemek için kör, duymamak için sağır olmak gerekir!

Evet, ülkemizde kör ve sağırlar diyaloğu sergileniyor!

Ne acıdır ki çoğunluğumuz kurgunun figüranlarıyız!

Aksi durumda böylesine çirkinlikler vücuda gelmezdi!

Oylarımızla seçip gönderdiğimiz vekiller, Meclis’te sorunlara çözüm getirmek yerine iktidarın dümensuyuna yelken açıyorlar!

Hiçbir kurum ve kuruluşun saygınlığı kalmadı!
Gençler işsiz, emekliler perişan...
Ülkenin verimli toprakları beton yığınlarıyla bezeniyor...
...
Bilinen sorunlar yinelemek anlamsız!

Toplumun çimentosu olup hoyratça çürütülüp parçalanan değerler, yakıcı gidişatta nasıl onarılacak?

Belkide bir ekmek uğruna evinden yurdundan kopan emekçinin “Seher yeli bizim ele gidersen / nazlı yâre küstüğümü söyleme / Ne hallere düştüğümü sorarsa / bağrıma taş bastığımı söyleme…” diye sürüp giden çığlığıyla tarihin derinliklerine uzanıyorum.

Çeşitli ugarlıklara yurtluk etmiş bu topraklarda, tuşlarla kıtaların birbirine bağlanabildiği süreçte, narenciye, Anamur Muzu, Lemas Limonu gibi özgün bitki dokusunu bile koruyamazken, egemenlerce estirilen rüzgara kapılp her birimiz ayrı dalda uzman edasıyla, havanda su dövercesine ahkam kesiyoruz…

Ne hallere düştük!



ARŞİV YAZILAR