SUSTURULMUÞ ÇOCUK
Sýnýfa girip öðretmen gözüyle baktýðýnýzda, sýnýfýn ‘en’ lerini hemen fark etmeye baþlarsýnýz.
En ‘çalýþkan, en ‘hareketli’, en ‘konuþkan’, en ‘uslu’, …
Bu yazýmýzda en “uslu” çocuklardan bahsetmek istiyorum.
Sorun çýkarmayan, ne söylenirse kabul eden çocuklardan…
Sessizdirler, söz almazlar, dersi bölmezler.
Öðretmenlerinin gözünde belki de ‘en ideal öðrencidirler.’
Peki gerçekten de en ideali midirler?
Yoksa biz, konuþmayan çocuklara yanlýþlýkla “en ideal” etiketini mi yapýþtýrýyoruz?
Bu çocuklarýn bir kýsmý sessiz kalmayý tercih ettiði için deðil, konuþmanýn bir anlamý olmadýðýný öðrendiði için susuyor olabilirler mi?
Örneðin; ‘el kaldýrýp söz istemiþlerdir ama görülmemiþlerdir, sýnýf içi rekabet ortamýnda geride kalmýþlardýr ama desteklenmemiþlerdir, fikirlerini söylemiþlerdir ama geçiþtirilmiþlerdir, dinlenmemiþlerdir…’
Sonra? Sonra ne mi olur?
Bu çocuklar bazý acý gerçeklerle karþý karþýya kalýrlar:
‘Konuþsam da söylesem de bir þey deðiþmiyor’ derler ve susarlar.
Biz de o sessizliði “disiplin” veya ‘saygý’ diye alkýþlarýz.
Oysa o sessizlik çoðu zaman uyum deðil bir vazgeçiþi ifade etmektedir.
Bugün sýnýflarýn büyük kýsmýnda ayný durum gözlemleniyor.
Öðretmen anlatýyor, öðrenci dinliyor ama hafýza boþ kalýyor.
Çünkü çocuk derse katýlmýyor, sadece misafir gibi oturuyor.
Ýlgisiz kalan bir zihin öðrenemez.
Sadece zaman geçirir.
Ve bir noktada sýkýlmaya baþlar.
Peki bir çocuk derste neden konuþmak ister? Boþ konuþmaktan ya da dersi kaynatmaktan bahsetmiyorum. Derse uyum saðlamaya çalýþan öðrencilerin tavýrlarýný konu alýyorum.
Çünkü o çocuklar:
Anlaþýlmak isterler.
Var olmak isterler.
Fark edilmek isterler.
Ama bizler ne yapýyoruz?
Sürekli “sus, konuþma, kapa çeneni” diyoruz.
“Dersi bölme.”
“Sýraný bekle…”
Emir, direktif, buyruk…
Adýný ne koyarsanýz koyun.
Sonra dönüp soruyoruz:
“Bu çocuklar derslere neden katýlmýyorlar?”
Çünkü katýlabilecekleri bir alan býrakmýyor olabilir miyiz?
Daha net söyleyelim:
‘Bazen sýnýflarda düþünceyi deðil, sessizliði ödüllendiriyoruz ama farkýnda deðiliz.’
Sorgulayan çocuklar “zor” ilan ediliyorlar.
Soru soran çocuklar “yaramaz” oluyorlar.
Farklý düþünen çocuklar “uyumsuz” sayýlýyorlar.
Ama sessiz kalan çocuklar, örnek öðrenci oluyorlar.
Bu yeni nesil eðitim anlayýþý deðildir, bu bir kontrol mekanizmasýdýr.
Çünkü konuþan çocuk kontrol edilmesi zor çocuktur.
Düþünen çocuk yönlendirilmesi zor çocuktur.
Ama susan çocuk?
Yönetilmesi kolaydýr.
Þimdi asýl soruya gelelim:
Biz çocuklarý eðitmek mi istiyoruz, yoksa yönetmek mi?
Amaç eðitimse, sýnýfta sorgulama olmalýdýr.
Soru sesleri olmalýdýr.
Ýtirazlar olmalýdýr.
Farklý fikirler çarpýþmalýdýr.
Çünkü öðrenme sessizlikte deðil, etkileþimle gerçekleþir.
Bugün “uslu” diye övdüðümüz çocuklar, yarýn fikrini söyleyemeyen bireylere dönüþebilirler.
Sonra toplum olarak þunu tartýþýyoruz:
“Neden kimse sorumluluk almýyor?”
“Neden kimse ses çýkarmýyor?”
Biz o sesi yýllar önce sýnýfta susturmuþ olabilir miyiz?
Gerçek þu ki:
Sýnýfta konuþamayan çocuk, hayatta da konuþamaz.
Bizler de farkýnda olmadan kendi ellerimizle sessiz kalan ve sorgulamayan bir toplum oluþturuyoruz.
Üstelik buna idealize edilmiþ “eðitim” diyoruz.





