Abdullah Ayan | Yusuf Hoca’ mýn ardýndan… | MERSİN MOZAİK
Abdullah Ayan

Abdullah Ayan

Yusuf Hoca’ mýn ardýndan…


Boþ boþ bakýyorum Yusuf hocamýn ölümü ardýndan yaptýðým paylaþýmýn altýna yazýlan yorumlara..

Ama kendi adýma o kadar çok birikmiþ aný var ki, açýkçasý söze nereden, nasýl baþlayacaðýmý da bilmiyorum..

Bir zaman sonra toparlarým daðýnýk hafýzamý diye düþünsem de, yýllar film þeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden ve anýlar uçuþuyor hafýzamda...

1998 baþýnda kahpe Bizans’tan beter entrikalarýn, tezgahlarýn döndüðü Ýstanbul'dan kaçýp ömrümün son demlerinde asude bir son dönem geçirmek üzere yýllar önce terk ettiðim Mersin'e sýðýnmýþtým..

Yusuf hocamla 2000 lerin baþýnda bir etkinlikte tanýþtýk..

Köþeye çekilmek üzere sakin Mersin limanýna demir attýðýný sanan ben makaleler kaleme alýyor, sevgili Mirza Turgut yönetimindeki radyo kent' te söyleþilere konuk oluyor. krize sürüklenmekte olan ülkeyi yerelden merkezi iktidara varýncaya kadar radikal dille eleþtiriyor, daha güzeli bulma umuduyla görüþlerimi paylaþýyordum.

Bir kokteylde yanýma gelen bir zat, makale ve söyleþilerimi ilgiyle takip ettiðini söyledi ve elini uzatarak kendisini 'ben Yusuf Zeren MTSO gn. Sekreteri' diye tanýttý..

Dönemin birbirini tamamlayan iki MTSO baþkaný Kadri Þaman ve Hamit Hayfavi' nin sitayiþle bahsettiði isme yabancý deðildim aslýnda, sadece o gün el sýkýþmamýz gerekiyormuþ...

Bir daha da kopmadýk, asla býrakmadýk ellerimizi...

Uzun sürmedi MTSO’ daki o görev..

Kurumsal bir yapýya dönüþtürmek istediði kurum ile yönetimin beklentileri, uygulamalarý arasýnda uçurumlar vardý..

Bir kaç ay dayanabildi, derken Mersin üniversitesi’ ndeki kürsüsüne geri döndü...

2006 dönemi AB süreci ilerlerken Türkiye'de ilk ve tek AB derneðini (kulübü) kurduðumuz dostlar arasýnda yer aldý Yusuf hoca..

Öyle ki kuruluþun 100. Gününde "hocam bu görevi sen daha iyi yaparsýn” diye kurucu baþkanlýðý gönül rahatlýðýyla ona býraktým..

Henüz barýþ süreci baþlamamýþken Ýstanbul'da Tarýk Çelenk’in çabalarýyla oluþturulan Ekopolitik çatýsýnýn Mersin kolonunu yapýlandýrýrken de Yusuf hocamla yan yanaydýk...

Ülkemize refah gelsin, barýþ hâkim olsun, özgürlükler ve demokrasi güçlensin, Kürt sorunu þiddetten uzak Barýþ içinde çözülsün diye uzun yýllar çaba gösterdik..

Türkiye' nin o günlerde hýzlanan tam üyelik süreci baþarýya ulaþýrsa hayallerimiz gerçek olur diye umut ediyorduk.

Ancak daha müzakere sürecinde Erdoðan Türkiye'si ile AB beklentileri arasýnda uçurumlar olduðu ortaya çýktý.

Süreç tavsadý, biz de o heyecanla yüklendiðimiz misyonu býrakýp derneði kapattýk...

Yusuf hocam Toros üniversitesinin kuruluþunda Ahmet Özer dostumuzla birlikte yer aldý, büyük katkýlarda bulundu...

Ancak devran dönmüþ rüzgarlar baþka yönden esmeye baþlamýþtý..

O rüzgârýn etkisiyle bir süre sonra üstelik onca emeðe karþýlýk ikisinin de 'tatsýz' bir yöntemle görevlerine son verildi... (ayrýlýrken kendisine reva görülenlerle ilgili bana gönderdiði e-posta notunu diðer yazýþmalarýmýzla birlikte saklýyorum..)

Son olarak Hocam yine MTSO' da bu kez danýþman olarak görev almýþtý..

Yusuf hocamla öylesine saygý sevgiye dayalý bir iliþkimiz oldu ki, bir kez olsun birbirimizi kýracak en küçük bir söz çýkmadý ikimizin de aðzýndan..

Sadece bir kez bir uyarýsýna muhatap oldum..

'Mersin dedikleri bir limandý aslýnda' kitabýna ön söz yazmasýný istemiþtim..

Bir hafta sonra aradý;

Kitabýn giriþinde 2008'de düzenlenen Mersin Sempozyumu’nda sunduðum Mersin’i bekleyen tehdit ve fýrsatlar konulu manifestonun bu kitap yerine baþlý baþýna ayrý bir kitapta yer almasý gereken önemde olduðunu söylüyor ayrý bir baþka kitapta yer verilmesini öneriyordu..

Ben ise o kadar önemli gördüðüm ve ileride insanlarýn mutlaka okumasý gerektiðine inandýðým manifestoyu ölümlü kalýmlý dünyada bir daha baþka bir kitabým yayýnlanýr mý yayýnlanmaz mý kaygýsýyla bir kitapta ölümsüzleþtirmek düþüncesiyle mutlaka yer alsýn istiyordum...

Karþýlýklý müzakere sonunda hocam bana hak verdi.

Yusuf hocamýn kalem aldýðý o önsözü de aþaðýda paylaþayým istedim…

Anýsý önünde bir kez daha saygýyla, rahmetle...

Ruhun þad ýþýklar yoldaþýn olsun Yusuf hocam...

Abdullah Ayan 20.6.2026, Mersin

Yusuf Zeren hocamýn kitabým için kaleme aldýðý önsöz:

Deðerli araþtýrmacý yazar Abdullah Ayan “Mersin Dedikleri Bir

Limandý Aslýnda” kitabýnda, Mersin’in ekonomik ve sosyal geliþim tarihine büyük etkisi olan Mersin limaný ve depoculuk faaliyetlerini, Mersin’de bankacýlýk tarihini, telefonun geliþ öyküsünü, Mersin’i sýk sýk vuran sel felaketleri ve yöneticilerin bu konudaki aymazlýklarýný belgelere dayalý olarak gerçekçi bir biçimde kendi özgün üslubu ile anlatmaktadýr.

Bu kitapta, Mersin’de metro mu, yoksa hafif raylý sistem mi olsun tartýþmalarý hala sürerken, 1910 yýlýnda istasyon binasý ile Atatürk Evi arasýnda odun yakýlarak elde edilen buharla çalýþan tramvayýn öyküsü anlatýlmaktadýr.

Özetle, liman baðlamýnda kýsa bir Mersin tarihi anlatýlýr bu kitapta.

Mersin Limaný 1860 ta küçük bir iskele iken, 27 Nisan 1960 da ilk geminin yanaþtýðý modern Mersin Limaný’nýn geliþimi anlatýlýr.

Ýstanbul ve Ýzmir den sonra, 1886 da üçüncü Ticaret Odasýnýn kurulduðu, 1890’lý yýllarda yýlda 300 geminin yanaþtýðý, 12 ülke konsolosluðunun ve birçok yabancý banka þubesinin bulunduðu (bu konsolosluklar bizi çok sevdikleri için deðil, Osmanlý Devleti parçalandýðýnda parsayý toplamakta geç kalmamak gelmiþlerdir Mersin’e)

Mersin anlatýlýr bu kitapta.

Cumhuriyet dönemi öncesi Emperyalist Ýngiliz ve Fransýzlarýn ve onlarla sýký iþbirliði içindeki gayrimüslim azýnlýklarýn kentteki ticari iliþkileri, Süveyþ kanalý inþaatýnda kullanýlmak üzere Toros Daðlarýnýn sedir ormanlarýnýn nasýl talan edildiði, keresteleri Mýsýr’a taþýmak için küçük iskelenin nasýl hýzla bir limana dönüþmesinin öyküsü anlatýlýr.

Mersin’e Mersinlilerin nasýl sahip çýkmadýklarýnýn, tarihi nitelikleri olan Osmanlý ve Cumhuriyet yapýlarýnýn birer birer nasýl yok edildiðinin öykü de detaylý þekilde anlatýyor bu kitapta.

Baþlangýçta hep yabancý þirketlerin yönetiminde olan eski limaný iþletmek için 1926 da yerli unsurlar tarafýndan kurulan “Mersin Liman Sosyete A.Þ. Þirketi” yanýnda Mersinli iþ adamlarýnýn muhteþem bir dayanýþmayla kurduklarý “Mersin Ticaret Bankasý” öyküsü günümüzde de örnek alýnmasý gereken ancak sürdürülemeyen iki örnek olarak anlatýlýr.

Mersin Limaný inþaatýnýn bir Hollanda Kraliyet Þirketi, kanalizasyon inþaatýnýn bir Alman þirketi, merkezi telefon santralýnýn bir Macar þirketi tarafýndan yapýlma öyküsü anlatýlýr.

O günlerden bu güne, dünya ölçeðinde deniz ve havayolu limanlarý, yollar asma köprüler yapan ve iþleten firmalarýmýzýn varlýðý ve diðer ülkelere haberleþme aðý kuran yerli þirketlerimizin ulaþtýðý düzey bize gurur veriyor.

Ayan' ýn kitabýnda yer verdiði en ilginç geliþmelerden biri de, Sovyetler Birliði ile yapýlan kliring anlaþmasýnýn Mersin’in narenciye ihracatýna ve tarýmýna katkýsý okunmaya deðer ilginç bir öyküdür.

Resmi kayýtlara göre1860 yýlýnda 100 haneden ibaret bir köy-kasaba arasý yerleþim olan Mersin’in bugünlere geliþ öyküsünü liman özelinde belgesel niteliðinde akýcý bir dille yazan ve keyifle okunan bu öðretici eseri için sevgili Abdullah Ayan’a ne kadar teþekkür etsek azdýr.

Ellerine saðlýk Abdullah Ayan.

Ama Mersin tarihi burada bitmez.

Abdullah Ayan’ýn arþivinde Mersin tarihi ile ilgili bir çok ilginç belge olduðunu biliyorum.

Bu kitabýn ikincisi gelmeli...

Prof. Dr. Yusuf Zeren Mersin 9 Temmuz 2019



ARÞÝV YAZILAR