Bedir Solmaz | ...tescilli sahtekarlarýz aslýnda... | MERSİN MOZAİK
Bedir Solmaz

Bedir Solmaz

...tescilli sahtekarlarýz aslýnda...


Özünde egemenlerin yönlendirdiði sosyal medya, müthiþ kavram kargaþasý yaratýrken, edebiyat, basýn, kültür-sanat vb. toplumsal deðerleri iþlevsiz kýldý...

Herkes kendince yaza-çizer, gazeteci, þair, romancý, deðiþik dallarda güzellemeler döktüren sanatçý...

Sosyal medya oyuncaðýný bir ucundan kullananlar, aygýtý ellerine turuþturanlarýn deðirmenine su taþýrken, körler-saðýrlar diyaloðu sahneleniyor...

 

Ne güzel, doðum günleri kutlanýyor, ölenler yolcu ediliyor, keskin düþünceler ortaya atýlýp savunuluyor, daha neler neler...

 

Ekran baþýnda  oyalananlar diþe dokunur sonuç elde edemezken, diðer yanda kurgunun gereði toplumun gazý alýnýyor...

 

Oyun kurucularý canýna okuduklarý her deðere gün adayýp marifetlerini pedelemede dolgu malzemesi olarak yine toplumu kullanýyorlar...

 

Ne acýdýr ki, kýsaca özetlenen tezgahlara yönelik karþý duruþ bir türlü sergilenemiyor...

 

Evet sözde aydýnlar, yakýcý gidiþatýn sonu nereye varacak, hiç düþündüðünüz oluyor mu?

 

Yakýndýðýmýz açmazýn sorumlusu aralarýnda benimde yer aldýðým mücadele kaçkýnlarý, tescilli sahtekarlarýz aslýnda...

 

Çünkü iyiden güzelden yana elle tutulup gözle görülen hiçbir deðer yaratmadan, geçmiþ üzerine döktürdüðümüz geyik muhabetlerinde ya öðündük ya da eleþtiriler yönelttik...

 

Gençliðimizde iç çatýþmayý aþamamak "Çocukluk Hastalýðý!" olarak deðerlendirilirdi... 

 

Yan çizmeden kendini sorgulayýp gereðini yapaný arayýn ki bulasýnýz...

 

Özetlediðim eksende düþününce, 2005 yýlýnda aramýzdan ayrýlan Felsefeci Prof. Dr. Nermi Uygur’u anýmsar, hüzünlenirim; yaydýðý ýþýktan yararlanamamanýn geç kalmýþlýðýný iliklerimde duyumsarým…  

Ne mutlu gerçek anlamda öyle güzel Canlara...

Ýnsaný ve insanlýðý özümsemenin gerçek anahtarý felsefe biliminden payýmýzý yeterince alamadýk.  

 

Yaþamda önümüze çýkan güçlükler karþýsýnda bocalamamýz biraz da bundan olsa gerek! 

 

Düþünmeden inanma öðretilen bizler, inandýrýlanlarýn peþinden koþmaktan ne çocukluðumuzu ne gençliðimizi ne de olgunluðumuzu hakkýnca geçirebildik! 

 

Yaþ almamýza karþýn hâlâ farkýnda olamadýðýmýz gerçeðin altýný Prof. Dr. Nermi Uygur, “Çelikçomak” baþlýklý denemesinde yalýn bir dille bakýn nasýl çizmiþ: 

Oyundan bilge bir yetiþtirici bulunamaz. Hak ve sorumluluðu oynarken öðrenir çocuk… býrakýn oynasýn çocuklar. Onlar oynamýyorsa biz utanalým. Bombalý uçaklarla, toplu tüfekli tanklarla birbirimizin üstüne çullanýyoruz sýk sýk; bir azýnlýk zýkkýmlanacak diye yüz milyonlarca insaný açlýktan inletiyoruz. Çocuklarý düþünen yok gürültü patýrtý arasýnda.  Oynayamamasý umurunda deðil kimsenin. Çok geçmez ama, çocuk olmadan büyüyenler hýnçla, kinle, oyunsuz bir yetiþimin baskýlý tepkisiyle el atacaklar pek çok þeye. Gelecekteki korkunçluklar, bugün oyun olanaklarýndan yoksun kýldýðýmýz çocuklarýn eylemi...” 

 

Yetkin felsefecinin saptamalarýný her okuyuþumda geçmiþe uzanrým...

 

Oyun kim biz kim; yaþam þartlarý daha ne olduðumuz anlamadan boyumuzdan büyük iþlerin altýna sürmüþtür çoðumuzu... 

 

Çocukluðumuzu yaþamadan büyüdük!

 

Tabii yaþ almaya gerçek anlamda büyümek denirse!

 

Ana baba olduk; çocuklarýmýzý da kendi geçtiðimiz yollara vurduk!

 

Nasýl farklý davranacaktýk ki, önümüzdeki ýþýk karartýldýðýndan deneme yanýlma yöntemiyle buluyorduk yönümüzü! 

 

Ýþte karartýlan o yollardan geçerken saðýmýzý solumuzu yaralayarak geldik bu sancýlý günlere! 

 

Yaþamkatan çok ömür tükettiðimiz ortam, kendi çocuklarýmýzdan ürktüðümüz bir cehennem! 

 

Çocuklarýmýz, hýrsýz, kapkaççý, mafya elemaný, tinerci, katil, vurguncu, soyguncu, gözü doymaz politikacý esnafý… 

 

Çocuklarýmýz, kendine,  yurduna düþman; kimi dað baþýnda, kimi mahpusta, kimisi dogduðu topraklardan uzakta… 

 

Aslýnda birer kurban olan suç makinelerini kendi ellerimizle yaratmýþýz meðer! 

Sorup, sorgulatmadýlar bize! 

 

Sorgulamak mý? 

Haþa, Tanrý buyruðudur, döner aðzýn arkaya…” deyip sürdürdüler egemenliklerini! 

 

Iþýktan yoksun dinlerken masallarýný onlarýn, þimdilerde ismi unutulan þairin dediði gibi, “Olmasak da koyun hep eðdik baþkalarýna boyun… “ 

Gündüzlerin geceden de karanlýk olduðu içinden geçtiðimiz süreçte, haramiler gidiþatý yönlendirirken, yolumuzu aydýnlatacak ýþýklarýn zamansýzca sönmesine,  söndürülmesine hadi gel de hayýflanma… 



ARÞÝV YAZILAR