Nedim Ýnce | 114 YILLIK OPERA FESTÝVALÝ | MERSİN MOZAİK
Nedim Ýnce

Nedim Ýnce

114 YILLIK OPERA FESTÝVALÝ


Helsinki’de otelde kahvaltý ettikten sonra arabamýzý tekrar yükleyerek Savonlinna’ya doðru yola çýktýk. Þehir içindeki kýsa bir yolculuktan sonra otoyolda bulduk kendimizi. Yeri gelmiþken yazayým, yollardaki hýz limitleri sürekli deðiþiyor, bunu trafik iþaretleriyle anýnda gösterdikleri için hýz limitlerine uymada zorluk çekilmiyor. Diðer trafik iþaretleri de gerekli yerlerde eksiksiz yer alýyor; nerede ne yapýlacaðý anýnda öðreniliyor. Trafik iþaretleri ve ona eksiksiz uyan sürücüler nedeniyle araba kullanmak stres deðil keyif veriyor. Otoyolda hýz limiti yer yer deðiþse de genelde 120 km/ saat hýzla yol alýyoruz. Kah yaðmur, kah sis, arada yüzünü gösteren güneþ bize eþlik ediyor.

Otoyolda dinlenme yeri ve benzin istasyonu buluruz düþüncesiyle kent içinde yakýt almamýþtýk. Benzin istasyonu bulmamýz uzadýkça, azalan yakýtýmýz nedeniyle heyecan duymaya baþladýk, derken bu kadar heyecan yeter dedi bir dinlenme yerindeki benzin istasyonu, yakýtýmýzý aldýk, kahvelerimizi içip, sakinleþmiþ olarak yola koyulduk.

Kuzeybatýya doðru yol aldýkça neredeyse ormandan baþka þey göremez olduk. Göller bölgesine gelince otoyoldan ayrýldýk. Göllerin etrafýndan, orman içinde seyreden, gidiþ dönüþlü, yollarda araba kullanmak çok keyifliydi. Hýz limiti 50-70 seyrek 80 km/saat arasýnda deðiþtiði için çevreyi de seyretmek mümkün oluyordu. Seyrek ve küçük yerleþim yerlerinden geçtik, sýk olmayan çiftlik evleri gördük bahçesinde traktörleri, son model arabalarý olan… Daha da seyrek huzurla çayýrlarda otlayan ineklere rastladýk. Savonlinna’nýn içinden geçip 27 kilometre batýsýndaki çiftlik evine vardýk.

Göl kýyýsýnda yer alan, büyük bir çoðunluðu ormanla kaplý Ollila Farm adlý çiftlikte biri göle birkaç yüz metre uzakta, biri de gölün hemen kýyýsýnda iki bina vardý. O binalarda da kalýnabiliyor. Biz göl kýyýsýnda ahþaptan yapýlmýþ iki konforlu kulübede kalmayý tercih ettik. Göl kýyýsýnda, ormanýn içinde iki ahþap kulübede beþ gün kalmak çok dinlendirici oldu. Kalabalýklardan ve kabalýklardan uzak, tabiatla iç içe olmak bir nevi terapi kürü gibiydi. Serin bir hava, kah çiseleyen yaðmur, kah utangaç bir güneþ, kah bizi sivrisineklerden koruyan rüzgar bu terapinin asli unsurlarýydý. Uzaklardan bize gülümseyen gökkuþaðý ise sevincimizi taçlandýrýyordu. Çiftlik sahipleri Susanna ve Heikki çok ilgiliydiler ve en ufak bir sorunda yaný baþýmýzdaydýlar, mesela gece yarýsý kulübe anahtarý içerde unutulduðunda bir telefonla yedek anahtarý yetiþtirmeleri gibi…

Gölde biri motorlu iki tekne emrimize amadeydi. Doðanýn huzuru onlarý kullanmaya ihtiyaç duydurmadý. Biz göle girmedik ama diðer konuklardan girenler vardý.

Çiftlikte yine göl kenarýnda yemek piþirilebilecek, mangal yapýlabilecek bir mekan vardý. Akþam yemeklerimizin çoðunu mangal yaparak, Jens’in bol miktardan bagaja yüklediði þarap ve biralarý içerek geçirdik. Sabah kahvaltýsý ana binadaydý ve Susanna’nýn her gün yaptýðý taze ekmek, krep ve pankeklerle, tavuklarýnýn altýndan aldýðý taze yumurtalarla harikaydý.

Yine göl kenarýnda bir restoranda, o gölden tutulan, Savonlinna’da yaþayan, az çok Türkçe bilen Finlandiyalý bir kadýnýn ‘hamsi gibi ama hamsi deðil’ diye tanýmladýðý göl balýðýndan yedik. Hamsiyi aratmadýðýný söyleyebilirim.

Finlandiya’da özellikle Savonlinna’yý seçmemizin nedeni, yaz aylarýnda, 114 senedir yapýlan opera festivaliydi. 1912 yýlýnda Finli opera sanatçýlarý ve opera bestecilerinin, Savonlinna’nýn çevresine kurulduðu Olavinlinna Kalesi’nin üstünü kapattýrýp opera

sahnesine çevrilmesini saðlamasýyla baþlayan festival günümüze kadar kesintisiz olarak sürdürülmüþ. Biz festivalin 114. Yýlýnda Madam Butterfly operasýný seyrettik bu muhteþem ortamda. Gerek mekanýn mistik havasý, gerekse operayý sergileyen sanatçýlarýn harika performansý bize unutulmasý mümkün olmayan bir üç saat yaþattý. Operayý izledikten sonra hepimiz birbirimize ‘iyi ki gelmiþiz’ demekten alýkoymadýk kendimizi.

Operadan sonra iki üç gün daha çiftlikte huzuru yudumladýk. Baþlayan her þeyin bittiði gibi buradaki günlerimiz de sona erdi. Susanna ve Heikki ile bir daha görüþebilme umuduyla vedalaþarak yola koyulduk. 5-6 saatlik bir yolculukla Helsinki’de bizi bekleyen feribota ulaþtýk. Yolda ne bir korna, ne bir selektör, ne bir el kol hareketi…

Feribot tesadüf ayný feribottu, bizi geriye Stockholm’a götürdü. Güneþli bir günde baþladý yolculuk ve Baltýk Denizi’nde muhteþem bir gün batýmý manzarasý sundu bize. Sabah saat onda rýhtýmdaydýk. Ýsveç polisi ‘yurt dýþýndan alkolmetreye üflemeden dönme ülkene’ dedi ve üflediðim makineye bakýp, temiz diyerek yola çýkmamýza izin verdi.

Bu kez rotamýz Malmö idi. Uzun süre Ýsveç’in en büyük gölünün kýyýsýnda seyreden yolu 5-6 saatte alýp, rahat bir sürüþten sonra feribot rýhtýmýna geldik. Feribot kuyruðunu bulana kadar hafif bir heyecan yaþasak da yeterli zamanýmýzýn olmasý paniðe dönüþmesine engel oldu. 2 saati biraz aþan keyifli bir seyirle tekrar Danimarka’ya ayak bastýk. Saðolsun Ýskandinavlarýn Deniz Tanrýsý Njörðr (Njord) bize torpil yapmayý sürdürüyordu. Danimarka’nýn kuzey ve batý gezisi için ki gezimizin son etabýný oluþturuyordu, ilk duraðýmýz da olan Frederikshavn’da feribottan inip otelimize yerleþtik.

Gezimizin son etabý Danimarka gezisi, bu etabý anlatacaðým yazý da, yazý dizisinin de son yazýsý olacak.

Haftaya…



ARÞÝV YAZILAR