PES ETMEK OLMAZ
Kıraç dinler misiniz? Sever misiniz şarkılarını?
Tercih sizin ama ‘Zaman’ adlı şarkısının sözleri gerçekten zihnimde anlam buluyor.
…
‘Bir kez olsun çevir yüzün bak şu toprağa, bak şu toprağa
Her gün bir çiçek açıyor diyor merhaba
Bütün geceler mecbur varır sabaha
Umudun kaybedip pes etmek olmaz’
…
Pes etmek umudu kaybetmektir.
Umutsuzluk da teslim olmaktır.
Bazen hayat gerçekten insanı yorar.
Neden böyle bir durumun içinde olunduğu sorgulanır.
Boş duvarlara saatlerce bakılabilir…
Zaman durur, anlam kaybolur…
Yaşanılanlar sorgulanır:
Her gün yeni bir adaletsizlikle uyanmak,
Ekonomik sıkıntıların hayatın her alanına sızdığını görmek,
Emeğinin karşılığını alamayan insanların çaresizliğine tanık olmak,
Yolsuzluk iddialarının gündemi işgal etmesi,
Demokrasinin ve hukukun temel değerleri üzerine tartışmaların bitmemesi,
Çocukların ve öğretmenlerin okulda bile şiddetten korunamaması, …
Vicdani duygular taşıyan insanların bütün bunların karşısında “Yeter artık!” diyesi geliyor.
Zihinlere, gönüllere ‘umutsuzluk’ ve ‘karamsarlık’ yükleniyor.
Çünkü umutsuzluk yalnızca geleceğe dair inancın kaybedilmesi değildir.
Umutsuzluk ve karamsarlık yaratan bütün kötülüklerin değiştirilemeyeceğine inanmaktır.
“Böyle gelmiş, böyle gider” mantığına bürünmektir.
Haksızlığı gördüğünde dilsiz olmak, adaletsizliği, şiddeti sıradanlaştırmaktır.
Yolsuzluk ve tüm hatalı davranışları hayatın değişmez gerçeği olarak kabul etmektir.
İşte asıl sorun da bu noktada başlamaktadır.
Çünkü kötülükleri besleyen bazen kötülüğü yapanlar değil, artık hiçbir şeyin düzelmeyeceğine inananlardır.
Bir toplumun yalnızca ekonomik, ahlaki ve vicdani olarak değil, umut bakımından da yoksullaşması kadar geleceğimizi tehlikeye sokan bir durum yoktur.
Bugün pek çok genç geleceği düşünürken heyecan değil kaygı hissetmektedir. Gençler geleceklerini başka ülkelerde görmektedir. Ebeveynler çocuklarının ülke dışına çıkmasını daha güvenli bulmaktadır. Öğretmenler sınıfa girerken yalnızca dersini değil, güvenliğini de, ekonomisini de düşünmek zorunda kalmaktadır. Çalışan insanlar ay sonunu nasıl getireceklerini bilememektedir. Emekliler, yıllarca verdiği emeğin karşılığını maddi ve manevi olarak görememektedir.
Ve yaşananların üzerine bir de “Bu devran değişmez” düşüncesi yerleşmektedir…
İşte o zaman esas kayıplar başlamaktadır…
Bir ülkeyi yalnızca ekonomik sorunlar yıpratmaz.
Bir ülkeyi, adaletsizliğin normalleşmesi yıpratır.
İnsanların hakkını aramaktan vazgeçmesi yıpratır.
Çocukların şiddeti hayatın doğal bir parçası sanması yıpratır.
Öğretmenlerin okulda kendisini güvende hissedememesi yıpratır.
Gençlerin geleceğe bakarken umutsuzluk hissetmesi yıpratır.
Peki, bu yaşananlar karşısında ne yapılabilir?
Görmezden gelmek tüm sorunları çözer mi?
Cevap basit:
-Hayır!
Çözüm:
-Umudunu yitirmemek
Umut, olup bitenleri yok saymak değildir.
Tam tersine, bütün detaylarını görüp “Daha iyisi yapabiliriz” diyebilmektir.
Adaletsizliği görüp adalet istemektir.
Yolsuzluk iddialarına “Bana ne?” dememektir.
Demokratik hakların önemini savunmaktır.
Şiddete uğrayan öğretmenin yanında durmaktır.
Okulda korkan çocuğa cesaret olmaktır.
Ekonomik sıkıntı yaşayan insanın derdini hissedebilmektir.
Kısacası insan kalabilmektir.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey ‘Çaresizliğin’ bizi esir almasına izin vermemektir.
Bu tür olumsuzluklar karşısında öfkenin bastırarak umudun korunması gerekmektedir.
Haksızlığa karşı çıkarken nefretin diline teslim olmamak, adalet isterken intikam duygusuna kapılmamak, eleştirirken vicdani düşünceleri kaybetmemek zorundayız.
Bir toplumun geleceği yalnızca yöneticilerin kararlarıyla belirlenmez. O toplumun insanlarının neye razı olduğu da geleceği belirler. Toplum neyi besleniyorsa o büyür.
Eğer haksızlık besleniyorsa, haksızlık büyür.
Eğer şiddeti besleniyorsa, şiddet büyür.
Eğer yolsuzluk iddialarını sıradanlaşıyorsa, vurdumduymazlık büyür.
Eğer hukuka ve adalete olan inanç kaybediliyorsa, suç oranı büyür.
Ama insanlar yaşanılanları sorgulayabiliyorsa,
Çocuklarımız için daha güvenli okullar, gençlerimiz için daha umutlu bir gelecek, çalışanlarımız için daha adil bir düzen istiyorsak, …
Henüz umutlar tükenmiş değildir.
Çünkü umut, her şey yolunda olduğunda hissedilen bir duygu değildir.
‘Umut, her şey kötü giderken bile iyinin mümkün olduğuna inanma cesaretidir.’
Bu yüzden “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” anlayışına rağmen haksızlıkların karşısında yer almak gerekir. Çünkü başkasına yapılan haksızlık için susarsak, yarın kendi hakkımız için konuşacak kimse bulamayabiliriz.
Ve belki de tam bu yüzden ‘pes etmek olmaz!’
Kıraç’ın şarkısının farklı bir bölümünde söylediği gibi:
‘Gönül isterdi ki hep iyi olsun çok iyi olsun
Bütün acılar bitip her an hoş olsun
Ama ne yaparsın insan oğlusun
Acı olmayınca tatlı da olmaz’ …
Kırılabilinir.
Yorulabilinir.
Öfkelenebilinir.
Hatta zaman zaman umutsuzluğa da düşülebilir…
Ama orada kalmamak gerekir.
Çünkü bu ülkeye ve bu ülkenin çocuklarına borcumuz var.
Onlara korkunun, adaletsizliğin, şiddetin ve umutsuzluğun sıradanlaştığı bir ülke değil umudun ve refahın olduğu bir ülke bırakmalıyız.
Daha adil, daha özgür, daha güvenli okullar mümkün olmalı.
Emeğin karşılığının aldığı bir düzen mümkün olmalı.
Hukukun herkese eşit uygulandığı bir düzen mümkün olmalı.
Yeter ki bütün bunların mümkün olduğuna dair umudumuzu kaybetmeyelim.
‘Bazen mücadele etmek, kazanacağından emin olduğun için değil; kaybetmenin bedelinin çok daha ağır olacağını bildiğindendir.’
Bugün umudu korumak belki de en büyük toplumsal sorumluluklarımızdan biridir.
Ve son sözü yine aynı şarkının sözleri ile söyleyelim:
‘Zaman akıp gidiyor dur demek olmaz
Sarılıp da geçmişe avunmak olmaz
Ne sen kalırsın ne de ben bu dünyada
Umudun kaybedip pes etmek olmaz’





