Barış Eroğlu | YAPAY ZEKANIN ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNE ETKİSİ | MERSİN MOZAİK
Barış Eroğlu

Barış Eroğlu

YAPAY ZEKANIN ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNE ETKİSİ


Okullarımızda sizleri ekranların karşıladığını düşünün.

Kapıdan retina taraması yapılarak okula alınıyorsunuz.

Sesli komut sistemi sizi sıranıza kadar yönlendiriyor.

Ödev kontrolü ve diğer görevler sisteme yükleniyor. Kontrolden geçiyor.

Ekran öğrencilerin seviyesini biliyor.

Kimin hangi konuyu anlamadığını tespit ediyor.

Sorulara anında cevap veriyor.

Aynı konuyu bir öğrenciye basit, diğerine ayrıntılı anlatıyor.

Sınav hazırlıyor, hatta her öğrencinin gelişim raporunu çıkarıyor.

Üstelik yorulmuyor.

İzin istemiyor.

Aynı soruyu yüzüncü kez sorduğunuzda “Bunu daha önce anlatmıştım” demiyor…

 

Peki, böyle bir dünyada öğretmenlere gerçekten ihtiyaç var mı?

Yapay zekanın eğitim alanındaki hızlı gelişimi, önümüzdeki zaman diliminde bu soruyu daha sık gündeme getirecek gibi görünüyor.

Peki, öğretmenin işi sadece bilgi vermek midir?

Öğretmenin yaptığı işi yalnızca “bilgi vermek” olarak sınırlandırırsak, yapay zekânın bu alanda çok güçlü bir rakip olduğu ve olacağı nettir. Ancak öğretmenlerin işinin yalnızca bilgi vermek olmadığı bilinen bir gerçektir.

Geçmişte dönemlerde öğretmenler, öğrencinin bilgiye ulaşmasındaki en önemli aracılardan biriydi. Kitaplar her zaman ulaşılabilir değildi. Kaynaklar daha sınırlı ve maliyetliydi. Öğrencinin anlamadığı bir konuyu tekrar tekrar sorabileceği elektronik bir sistem yoktu. Bugün ise şartlar tamamen farklı duruma geldi.

Öğrencilerin cebinde, bilgi dünyasının kapılarını sonuna kadar aralayabilecek iletişim araçları mevcuttur. Yapay zeka ise bu durumu bir adım daha ileriye taşımaktadır.

Öğrenciler yalnızca bilgi aramamakta; bilgiyi kendisine göre açıklayan bir sistemle sesli ve yazılı olarak iletişime geçebilmektedir.

Bu gelişmeler ise, öğretmenlerin geleneksel rollerini ister istemez sorgulatır hale getirmektedir.

Bu noktada ayrımına varmamız gereken durum şudur:

Bilgiye ulaşmakla öğrenmek başka şeylerdir.

Bir öğrencinin doğru cevaba ulaşması onun konuyu anladığı anlamına gelmemektedir.

Hatta tam tersine, cevaba kolayca ulaşabilmek konuyu kavrayabilmenin önündeki engel hâline gelebilmektedir.

Öğretmenlerin farkı ise bu noktada ortaya çıkmaktadır.

Öğretmenlerin sınıfta yaptığı en önemli şey, konuyu tahtada anlatmak olmayabilir.

Bazen bir öğrencinin neden sessiz kaldığını fark etmektir.

Bazen başarısız olduğu için kendisine güvenini kaybeden bir çocuğu yeniden motive etmektir.

Bazen sınıftaki tartışmayı sorduğu sorularla derinleştirmektir.

Bazen de öğrencinin verdiği cevabın arkasındaki düşünceyi bulmaktır.

 

Yapay zeka araçları öğrencilerin verdiği cevapları analiz edebilir.

Ama öğrencilerin o cevapları verirken yaşadığı duygu karmaşışını anlayamamaktadır. Öğrencilerin yanıt verirken yaşadığı utancı, heyecanı veya arkadaşlarından çekinmesini anlamak çok daha karmaşık bir meseledir.

Çünkü eğitim yalnızca bilişsel bir süreç değildir.

Eğitim aynı zamanda insani bir ilişkiler bütünüdür. Sosyal yaşam, insani değerler, yaşam becerileri, vb her şey eğitimle iç içedir.

Bu nedenle yapay zekânın öğretmenlerin yerini alması yerine, öğretmenin yaptığı işlerin bir bölümünü devralması daha gerçekçi görünmektedir.

Gelecekte öğretmenlerin bugünkünden daha az çalışmasını beklemek hayal olarak görülmektedir. Öğretmenler farklı çalışma yöntemlerine geçmek durumunda kalacaklardır.

Ders planı hazırlamak için saatler harcamak yerine yapay zekâdan destek almak bazı konularda kolaylık ve zaman tasarrufu sağlayabilecektir. Öğrencilerin eksiklerini tek tek belirlemek yerine yapay zekânın oluşturduğu analizlerden yararlanılarak daha kolay analiz yapılabilecektir.

Çalışma kâğıtları ve ödevler dakikalar içinde hazırlanabilecektir.

Bu gelişmeler ise öğretmenlere farklı sorumlulukların kapısını açacaktır:

Yapay zekanın ürettiği içerikleri doğru pedagojik kararlar ile öğrencilerin becerilerine kazandırmak önemli bir sorumluluk olabilecektir.

Bu, sanıldığından daha önemli bir beceri olarak görülmelidir.

Çünkü yapay zeka çok sayıda seçenek üretebilir ama hangi seçeneğin 11 yaşındaki bir çocuk için, hangi seçeneğin 16 yaşındaki bir genç için uygun olduğuna karar vermek ise öğretmenin sorumluluğundadır

 

Peki,

Yapay zeka ile eğitime öğrencilerin tamamı eşit şekilde ulaşabilecekler midir?

Her okulun teknolojik altyapısı aynı seviyede midir?

Her öğretmenin yapay zekâ konusunda aynı düzeyde bilgisi ve becerisi var mıdır?

Öğrenciler yapay zekâyı öğrenmek için mi kullanacaklar, yoksa ödevlerini yaptırmak için mi?

Öğretmenler yapay zekâ konusunda yeterince eğitim alacaklar mıdır?

Bu soruların cevapları, teknolojinin kendisinden çok daha merak edilmektedir.

Çünkü teknoloji eğitimde eşitsizlikleri azaltabileceği gibi aksine fazlalaştıra da bilir.

Bir okulda yapay zekâ öğrencinin kişiselleştirilmiş öğrenmesine yardımcı olurken başka bir okulda yalnızca “ödev yaptırma aracı” olarak kullanılırsa asıl eşitsizlik o nokrada başlayabilecektir.

Dolayısıyla mesele yalnızca teknolojiye sahip olmak değildir. Onu nasıl kullandığımız da oldukça önem arz etmektedir.

Peki, öğretmenler hangi niteliklere sahip olmalıdır?

Konu/ Alan bilgisi her zaman kıymetlidir. Çünkü yapay zekanın verdiği cevabın doğru olup olmadığını bilmeden onu sınıfa taşımak ciddi sorunlar yaratabilir.

Pedagojik alan yeterliliği önemlidir. Çünkü doğru bilgi, doğru zamanda ve doğru yöntemle verilmediğinde öğrenmeye dönüşmeyebilir.

Yapay zeka okuryazarlığı geliştirilmelidir. Öğretmen, yapay zekanın neler yapabileceğini bildiği kadar neleri de yapamayacağını da bilmek zorundadır.

İnsan ilişkileri her daim önem taşır. Çünkü teknoloji geliştikçe öğrencinin karşısında gerçekten onu dinleyen, anlayan ve yönlendiren bir yetişkinin değeri artabilecektir.

 

Bu noktada asıl soru sorulmalıdır:

“Yapay zekâ öğretmenlerin yerini alabilecek mi?

Bu soru kulağa ilgi çekici gelmektedir.

Şunu açıkça belirtmeliyim ki, yapay zekâ bize bilgi verebilir. Ama bir çocuğa neden öğrenmesi gerektiğini eğitimli bir insan anlatmak zorundadır.

Yapay zeka çağında öğretmenin değerini koruyacak olan şey, yapay zekadan uzak durması değil; onu doğru kullanmayı öğrenirken insan olmanın değerini taşıyabilmesi olacaktır.



ARŞİV YAZILAR