Aydınlık günlerse düşlerimizdedir...
Değer yargılarının hızla aşındırıldığı, insan ilişkilerinin tamamen çıkar temeline oturtulduğu içinden geçtiğimiz süreçte kendimi başka bir dünyadaymışım gibi hissediyorum...
Zihin denizim dalgalı ve bulanık; düşüncelerim küçük kayık, kimi su alırken, kimi batıyor...
Yaşam-ölüm, umut ve umutsuzluk gelgitinde salınıp duruyorum...
Kişi, ne kadar iyi niyetli ve sevecen olursa olsun, yaşamla ölümü ayıran bıçak sırtı çizginin üzerinde yürüdüğünü anımsadığı an, karamsarlığın kuyusuna düşmekten kurtaramaz kendini. Bütün güzellikler çekiciliğini yitirir, renkler farksızlaşır…
Düşünün ki, umut yüklü duygularla başladığınız bir günde tarafı olmadığınızı düşündüğünüz kör dövüşünün ortasında kalıp kurbana dönüşüyorsunuz...
Aslında tarafsınız; egemen güçlerin yarattığı belirleyicisi olamadığınız kamplaşma, haberiniz olmadan sizi de taraf yapmıştır...
Güzellikler, usta yazarların kaleminden çıkan betimlemelerde, ressamların tablolarında, bir de düşlerimizde kaldı günümüz dünyasında...
İşte gerçekler:
Ak, kara; kâğıt üzerinde zararsız insanlara. Ne var ki, günümüz dünyasında birilerinin aldığı kararlar kilometrelerce uzaktaki milyonlarca insanın bahtını karartırken, seçkin azınlıkları rüyalar âleminde yaşatabiliyor...
Bu nasıl bir dünya, bu çelişki ne derindir?
Yağmurun altında yanan toprağı, demir parmaklıkların ardında titreyen yürekleri, aydınlık görmeyen karanlık köşeleri, açık denizlerde yanan bedenleri, ekmek deryasında aç ölen insanları, alın teriyle sertleşen çeliği, yumruk kadar beyinin içindeki koskoca dünyayı, kıl yumağı düşünceleri; yine bizim tohumladığımız çirkinlikleri önyargısız düşündüğünüz oluyor mu hiç?
Toprağa, madene şekil verip yerküreyi devindiren can, bunca savaş, bunca ölüm, bunca talan niye?
Sizi bilmem, ama ben gündüzlerin karanlığındaki günlere küsüm; bu sözde aydınlık günlerde nelerimiz yitmedi ki?
Tepedeki yakıcı güneşin yaydığı aldatıcı ışıltıya bakmayın siz; açlıktan ağlıyor, terlese de üşüyor çocuklar, ekmek ipoteğinde karanlığın...
Yara derin, kabuk bağlamıyor anıların sağnağında, yolllarda gözüm...
Aydınlık günlerse düşlerimizdedir...
Bunun içindir ki, yumuk elli çocukların avuçlarından doğacak güneşi özler, umutlarımı onların hesapsızlığına olan inancımla beslerim...
Biz büyükler mi?
Marifetlerimiz meydanda; işte içinde çırpındığımız kan gölüne dönüştürdüğümüz dünya, dünyalar…
Politikacı esnafının masallarla uyuttuğu sözde büyüklerin, açık alınlı çocuklarının burunları sümüklü, yüzleri kavruktur; bense yıllar var ki gelecek sabahları bekliyorum; yıkamak için Anadolu’nun serin sularında çapak çapak gözlerini çocukların…





