EĞİTİM SENDİKACILIĞI, YALNIZCA ÜYE SAYISINDAN İBARET DEĞİLDİR
Bir sendikanın büyüklüğü, çalışanların haklarını ne kadar savunduğuyla ölçülür.
Sendikalar, çalışanların yalnızca maaşlarını ve sosyal haklarını savunmak için değil, aynı zamanda adalet, eşitlik ve demokratik temsil mücadelesi vermek için vardır.
Güçlü bir sendikacılık, çalışanların sesini duyurabildiği, farklı düşüncelerin özgürce temsil edildiği ve hak arama mücadelesinin ortaklaştırıldığı bir yapıyı gerektirir.
Sendikacılık bir siyasi partinin gölgesinde yer etmek değildir.
Sendikalar apolitik olmalıdır. Apolitik olmayan hiçbir sendika istikrarla hak savunuculuğu yapamaz!
Siyasetle büyüyen bir sendika gün gelir siyasetle yok olur.
Siyasetle büyüyen sendikanın rengi sarıdır. Patronun sendikasıdır.
Kamu sendikacılığında son günlerde tartışılan yüzde 5 sendikal baraj talebi, bu temel anlayışların yeniden sorgulanmasına neden oluyor.
Son Kamu Personeli Danışma Kurulu toplantısında Memur-Sen ve Türkiye Kamu-Sen'in sendikal baraj getirilmesini talep ettiği basına yansımıştı. Tartışılan öneriye göre, hizmet kolundaki kamu görevlilerinin en az yüzde 5'ini üye yapamayan sendikaların üyeleri toplu sözleşme ikramiyesinden yararlanamayacak; bu sendikaların aidatlarının maaşlardan kesilmesi de engellenebilecek şeklinde bir görüş kamuoyuna yansımıştı.
Burada asıl sorulması gereken soru şudur:
-Sendikaların temel amacı, çalışanların haklarını savunmak mı, yoksa sendikal alandaki rekabeti kendi lehlerine sınırlandırmak mı?
Elbette sendikaların üye sayılarının artması, toplu pazarlık gücünün yükselmesi ve çalışanların ortak talepler etrafında buluşması önemlidir. Çok sayıda küçük sendikanın bulunduğu bir ortamda temsilin parçalanması ve ortak hareket etmenin zorlaşması da tartışılabilir.
Ancak bu sorunların çözümü, küçük sendikaların önüne ekonomik engeller koymak mıdır?
Bir sendikanın üye sayısının az olması, onun savunduğu hakların önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bazen çalışanlar, büyük sendikaların yeterince dile getirmediği sorunları duyurmak için küçük sendikalarda örgütlenir. Farklı sendikaların varlığı, mevcut sendikaların kendilerini yenilemelerini ve üyelerine karşı daha hesap verebilir olmalarını da sağlayabilir.
Sendikal çoğulculuk yalnızca çok sayıda sendikanın bulunması değildir; çalışanların herhangi bir ekonomik baskı altında kalmadan istedikleri sendikayı seçebilmesidir.
Eğitim sendikacılığı, yalnızca üye sayısından ibaret değildir
Eğitim sendikaları açısından mesele daha da önemlidir. Çünkü öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının sorunları yalnızca maaş, ek ders ücreti veya özlük haklarından ibaret değildir. Eğitimde fırsat eşitliği, öğretmenin mesleki itibarı, okul güvenliği, okul yöneticilerinin çalışma koşulları, liyakat, eğitim politikalarının niteliği ve öğrencilerin geleceği de sendikal mücadelenin parçasıdır.
Bir eğitim sendikasının başarısı kaç üyeye sahip olduğuyla ölçülebilir; ancak yalnızca üye sayısıyla değerlendirilemez. Öğretmenin hakkı ihlal edildiğinde ne yaptığı, eğitim politikaları karşısında ne kadar bağımsız davranabildiği, üyelerinin sorunlarını ne ölçüde gündeme taşıdığı ve çözüm üretmek için hangi adımları attığı da değerlendirilmelidir.
Sendikalar, üyelerinin maaş bordrosunda görünen aidat kesintisinden ibaret bir kuruma dönüşmemelidir. Üyelerinin iradesini temsil eden, gerektiğinde eleştiren, gerektiğinde çözüm öneren ve hesap veren demokratik örgütler olmalıdır.
Tartışmanın önemli bir boyutu da hukuktur. Anayasa Mahkemesi, 18 Ocak 2024 tarihli kararıyla, toplu sözleşme ikramiyesinden yararlanmayı sendikaların yüzde 2 üyelik barajını aşması şartına bağlayan düzenlemeyi iptal etmişti.
Mahkeme, bu tür bir şartın çalışanları maddi nedenlerle belirli sendikalara yöneltebileceğini; küçük sendikaların rekabet etmesini, yeni sendikaların kurulmasını ve çalışanların tercih ettikleri sendikayı seçmesini fiilen zorlaştırabileceğini değerlendirdi.
Bu karar, yüzde 5'lik olası bir düzenlemenin de otomatik olarak iptal edileceği anlamına gelmez. Yeni bir düzenlemenin hukuki durumu, içeriği ve gerekçeleri üzerinden ayrıca değerlendirilir. Bununla
birlikte geçmiş karar, sendikal hakların yalnızca kâğıt üzerinde değil, uygulamada da korunması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Kamu sendikacılığındaki parçalanmayı azaltmak ve çalışanların ortak taleplerini güçlendirmek isteniyorsa, bunun yolu öncelikle sendikaların kendi işleyişlerini sorgulamasından geçer.
Üyelerin karar süreçlerine daha fazla katılması, toplu sözleşme görüşmelerinin şeffaf yürütülmesi, elde edilen kazanımların açıkça raporlanması, yöneticilerin hesap verebilir olması ve sendikaların siyasi ya da kurumsal baskılardan bağımsız hareket edebilmesi çok daha yapıcı bir başlangıçtır.
Büyük sendikalar, küçük sendikaların faaliyet alanını daraltmak yerine kendi politikalarını, kazanımlarını ve üyelerine sundukları hizmetleri ortaya koyarak güçlerini artırabilir. Çalışanlar da tercihlerini ekonomik zorunluluklarla değil, sendikaların performansını değerlendirerek yapabilmelidir.
Son söz olarak:
Sendikalar, çalışanların özgür iradesiyle güçlenir. Bir sendikanın büyüklüğü, yalnızca kaç kişinin üye olduğuyla değil, o insanların haklarını ne kadar etkili savunduğuyla da ölçülür. Bende yaklaşık 20 Bin üyeli Eğitim Gücü Sen’in yöneticisi olarak üyelerimizin haklarını savunarak büyüdüğümüzü görebiliyorum. Nicel olarak altıncı büyük eğitim çalışanları sendikası olarak görülebiliriz ancak hak savunuculuğu konusunda liderliği hiçbir sendikaya bırakmadığımız doğrudur.
Eğitim sendikaları başta olmak üzere bütün kamu sendikalarının kendilerine şu soruyu sorması gerekir: Biz çalışanların haklarını büyütmek için mi mücadele ediyoruz, yoksa sendikal alandaki konumumuzu korumak için mi?
Unutulmamalıdır ki:
Demokrasi, farklı sesleri susturmakla değil, o seslerin özgürce duyulabilmesiyle güçlenir.





